Niçiş Ne Demiş?

Apartmanın dış kapısından içeri giriyorum. Öğlenin sıcağını yemişim en yalazlısından. Kelim pişmiş, tişörtüm sırtıma yapışmış. Kapıcı Recep, asansörün karşısındaki makam masasına kurulmuş geniş bedeniyle, kulaklarına inen kıvırcık saçlarının altından o da terliyor. Bir yandan da birisiyle konuşuyor.

Tam asansöre ulaşacakken meret yukarı çıkmaya başlıyor.

“Ya Recep, niye durdurmadın asansörü?”

“Ha abi? Pardon ya, bazen öyle dalıyorum!”

İlginç bir delikanlıdır bu Recep. Durduk yere, “Abi tasarım işinde iyi para var mı ya, ben de grafikerliği öğrenmek istiyorum!” der mesela. “Daha önce ilgilendin mi hiç?” diye sorarsın. “Bilgisayar bilmiyorum abi!” diye yanıtlar seni. Nöronlarının bir bölümü yer değiştirmiş halde sesini çıkarmadan yukarı çıkarsın.

“Biraz bekleyiver abi, sen de!” diyor.

“Tamam tamam beklerim” diyorum. “Senin canın sağolsun!”

Nedensiz yere gülüyor:

“Elhamdüllilah Hıristiyanız!”

Ben de gülüyorum.

“Abi benim bir kuzen var, Fransız bir hatunla evlendi. Din değiştirmiş şimdi! Bildiğin Fransız olmuş!”

“Hayırlısı olsun be Recebim!”

“Tuhaf bir çocuktur. Niçiş okuyup duruyordu zaten! Niçiş’i biliyor musun abi? Ünlü bir filozof! 1800’lerde yaşamış.”

“Adını duydum sanırım. Ama onu okuyan Hıristiyan değil, dinsiz olur yahu!”

“Evet evet ateist kendisi! Önemli bir adam!”

“Ben de onu diyorum!”

“Valla bilmiyorum ki be abi, hayat tuhaf işte!”

Asansör geliyor. Beynimin çeşitli nahiyelerindeki kaymalarla içeri girip yukarı çıkıyorum.

Marks’ıma şükürler olsun, ofiste klima var!