So Tell the Seagulls That I Am Back in Town

Arkadaşlarla iş çıkışı Beşiktaş’a inmişiz; yarım saatliğine de olsa üç beş istavrit çekelim diye.

Takımları açıyoruz; çaparilerimiz afili.  Az ötede bir grup martı denizin üstünde kralaşıyor. Hareketlenip uçmaya başlıyorlar. Nasıl olsa gidiyorlar, diye sallıyorum oltayı.

Gel gör ki; kurşun suya değer değmez misina titremeye başlıyor. “Ahanda!” diyorum, “bu kadar kıpraşma hayra alamet değil, martı yakaladım!” Zaten halinden belli bir tanesi, denizin üstüne çakılmış gibi.

Deneyimli balıkçılardan birisi, “Yavaş yavaş çek” diyor, usul usul çekiyorum martıyı. Fazla çırpınmıyor; sakince kıyıya yaklaşıyor.

Sudan çıktığında ikimizde heyecanlıyız. Gagalamaya çalışıyor; önce  ensesinden tutuyorum, sonra da gagasını kapıyorum. Misina kanatlarına dolanmış; kesebildiğimiz kadar kesip kurtarıyoruz şerefsizi.

Ardına bakmadan uçup gidiyor. Yine de arkasından bağırıyorum:

Seni bir daha denizin üstünde uçarken görürsem, çok daha fena olur lan!

Bütün martılar korksun benden, çünkü artık gerçekten martı avcısıyım!