Naber Lan Bülbül Kardeş!
Gelişim psikolojisinin bize armağan ettiği en şahane bilgilerden birisi, insanların ruhsal omurgasının çok küçük yaşlarda oluştuğudur. Onun üzerini ne tür kazanımlarla ve acayipliklerle örterseniz örtün (Hadi olmadı, onu külliyen reddedin!), o damar en derinde, bir kış uykusu rehavetinde ama canlı, yaşamaya devam edecektir.
Sonra öyle bir kırılma anı yaşarsınız ki; özene bezene kurduğunuz o cillop benliğinizde bir çatlama olur. Derinde uyuyan o damar canlanır ve aklınızın ürünü olmakla övündüğünüz şehirlerinizi, kasabalarınızı, limanlarınızı, fabrikalarınızı, tarlalarınızı yakıverir. Kişisel uygarlığınızın alev ve küllere teslim oluşunu izlersiniz.
İşin tuhafı, bundan elem duymazsınız! Her şehriniz yozlaşmış, her kasabanız mutaasıplaşmış, her limanınız kirlenmiş, her tarlanız verimsizleşmiştir zaten.
Bununla barıştığınız an, bir daha coğrafyanızın talan edileceğinden korkmadan, yeni bir heyecanla inşaya girebilirsiniz.
Zira artık bilirsiniz ki; her kurulan, yıkılmalıdır!
Çünkü hakikatte adına “benim gerçeğim” dediğiniz bütün kurgular, bir “an” için tüm evrenden ayrı olduğunuz (kesret) yanılsamasını yaratan evhamdan başka bir his değildir. Kumdan kaleler, evvelden onları kıyıya taşımış dalgalarla yıkılacaktır. Ummanın bu tuhaf adaleti karşısında, ya ağlaya zırlaya yeni kumdan kaleler yapmayı seçersiniz, ya da bu benlik mühendisliği işini bırakıp kendinizi ummana bırakırsınız.
Aşağıdaki bağlantıda yer alan ses kaydı,17.yy’da yaşamış sûfî şairlerden Niyâzî-i Mısrî’nin şiirinden bestelenmiş. Fevzi Mısır (Mısrî’nin torunu mu acep?) ile Kudsi Ergüner’in seslendirdikleri parça, 1994 tarihli Gazel: Classical Sufi Music of the Ottoman Empire albümünde yer alıyor.
Bülbül, gül, pervane gibi Divan Edebiyatı’nın en bilindik metaforlarını kullanan Mısrî’nin, Halveti tarikatının bir üyesi olarak vahdet-i vücud görüşüne dayandırdığı şiiri şöyledir:
Ey bülbül-ü şeydâ yine efgâna mı geldin,
Azm-i gül edip zârıyla giryâna mı geldin.
Pervâne gibi âteşe dâim cân atarsın,
Evvelde bu aşk oduna sen yâna mı geldin.
Yağmur gibi yağarsa belâ sen baş açarsın,
Can vermeğe dost yoluna kurbâna mı geldin.
Her şey çalışır bir sıfatı eyleye mâ’mur,
Sen cümle sıfat ilini virâna mı geldin
Vech-i ahadiyyet ki şu eşyada görünmüş,
Bu kesrette ancak anı seyrâna mı geldin.
Bir kimse senin olmadı hiç râzına mahrem,
Bilmem bu cihân için yekdâne mi geldin.
Bu hasta Niyâzî’ye şifâ remzin edersin,
Derde düşenin derdine dermâne mi geldin.
Bu da Mehmet Üçer tarafından seslendirilen, daha şenlikli bir halk müziği uyarlaması:
http://www.youtube.com/watch?v=0dmJHugcasI
Bunlardan nasibi olanlara, hayırlı yıkımlar!
