Apple yetim kalmış bana ne?

Steve Jobs ölmüş.

İnsanlar sağa sola “RIP Steve” yazıp duruyor. Adam Ecnebi, bittabi “Allah kabir rahatlığı versin”i anlamayacak.

Fakat profil fotoğraflarına düşen Apple logosunu ya da şık gençlik fotoğraflarını gördüğüne eminim. Gerçi yaşarken firması için üretim yapan Çin’in Foxcann fabrikasındaki gelişmeleri pek umursar gözükmüyordu. 6.65 liraya günde 14 saat çalışan ve kötü koşullardan dolayı intihar eden Çinlileri bilse,eminim ki “iphone’un ekranına dokunduğunuz her sefer, bir Çinlinin ahı yükseliyor; buna izin veremem!” diye serzenişte bulunur, üretimi durdurur, dükkanı kapatırdı. Bu durumu da son dönemde yaşadığı rahatsızlığa verelim. Neticede Edison da muhteşem derecede iyi bir adam değildi.

Anneme adamın 56 yaşında öldüğünü söylesem, “Yazık, pek de gençmiş!” der. İşte bu yüzden ona Amy Winehouse’dan bahsedemem. Kızcağızın ölüm sebebini öğrendiğinde, “Aman oğlum, alkolü sigarayı bırak!” diye söylenir. Gerçi Amy bile unutuldu çoktan. Bu devirde efsane olmak zor azizim, iki gün sanal alemin diline düşüp sonra unutuluyorsun! Şükür Morrison, Hendrix ve Joplin 70’lerde göçmüşler.

Bir insan, başkalarının hayatlarına ne kadar dokunabilmişse; onların varlıklarına ne kadar şekil verebilmişse, o kadar önemli olur o insanlar için. Şu teknoloji düşkünü zamanımızda, Steve Jobs’ın yarı-ilah olması gayet doğal. Bilgisayarsız, telefonsuz, 3G’siz bir hayat hayal edemeyecek derecede gömüldük, bu hapishaneye. Müzisyenler ise daha duygusal bölgeleri tetikledikleri için tuhaf bir bağla anılıyor sanırım. Aklımızdan geçen ama tanımlamakta, adlandırmakta ve aktarmakta güçlük çektiğimiz hisleri seslendirdikleri için onlara hayran oluyoruz; (gerektiğinde) arkalarından ağlıyoruz. Eh, bu da şık tabii.

Ancak mesele, bir mucidin/işadamının yarattığı ahlaki paradoks ya da zamane rock yıldızı için dökülen sahte gözyaşları değil.

Mesele…

Ben babamı özlüyorum hacı, gerisi bana yalan!