Sosyalleştirelim Anammm!

Türk filmleri, seksten sadece kötü kadınların ve tecavüzcülerin zevk aldığını öğretti bize.

Bundan dolayı, o dönemin Türk filmlerini izleyen çocuklar olarak, hiç birimiz anne babamızın seks yaptığına inanmak istemedik. Kaldı ki bu hissiyatımız, onları gözümüzde aklamamız için meşru bir zemin yaratan “leylek masalı” ile desteklendi.

Seks, ancak hasta ruhlu kötü karakterlerin zevk alacağı bir rezillikti. Zira, 70’lerin ve 80’lerin filmlerinde, esas oğlanın veya esas kızın başına musallat olup onları seks hastalığıyla kirleten bu kötü karakterlerin rezaletleri, bir süre sonra basmakalıp kategorilerin çıkmasına neden oldu.

Kadınlar için sadakatsiz eş / orospunun-önde-gideni üvey anne (bildiğin cadı!) ya da “yollu” eğlence kadını arketipleriyle gözüken bu özellik, kötü kadının şehvetinden ziyade hırsıyla besleniyordu.

Erkekler için yapılan ayrımda ise kadına yönelik tektip kötücül amaçtan ziyade, eylemin icra edilme şekli öne çıkıyordu. Buna göre, basit bir şekilde üç kategoriden bahsedebiliriz:

1- Naromantizm: Nuri Alço’nun (NARO) bakımsız erkek aslan yelesini andıran sarı saçları ve sarı bıyığıyla yarattığı imajdır. Zengindir ve tarz sahibidir. Kızların zayıf anlarını kollar ve onları kimi zaman sözle kimi zamanla içkiyle manipüle eder. Seks (Türk filmlerinde seks=tecavüz demiştik) onun için hayatın merkezi değildir. Bunu iktidarın hazzını yaşamak için yapar.        

2- Erayotomani: 80’lerle beraber değişen ülkede, Eray Özbal ekran kişiliğinde vücut bulan modeldir. NARO’nun genç versiyonu olarak görülebilse de, aslında ona kıyasla hem daha burjuvadır, hem de daha omurgasız. Fakat kimse paylaşımcı olmadığını iddia edemez; zira kendi “iş”ini bitirdikten sonra arkadaşlarına da “ikram”da bulunur!

3- Coşkun Stayla: Tecavüzcülerin lümpenidir. İlk iki modelin aksine, kurbanının tepki vermesinden ve onu fiziksel güçle durdurmaktan hoşlanır. Bireysel takılabildiği gibi,  genç serseri aktivitesi babında ‘gang bang‘e de yatkındır. Amacı tamamen fiziksel tatmindir.

Peki, tüm bu şahane karakterlere rağmen, 80’lerden sonraki Türk filmlerinde neden tecavüzcüler yok?

Tamam toplum da, bir öğrenme aracı olarak sinema da değişti. Artık esas kız ve esas oğlanın sevişebildikleri bir çağda yaşıyoruz. Bundan dolayı, seksin temsili için tecavüzcülere ihtiyacımız kalmadı. “Tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksın” deyişinin ortaya çıkışı (sırf geyik düzeyinde bile olsa) bir yana, izleyicinin seksle barışma ve onun meşru temsillerini röntleme eğilimi, kötü karaktere kinlenme ve onun bertaraf edilmesiyle izleyicide oluşan arınma deneyimini başka alanlara çekti.  

Bunlar doğru.

Ancak bu aynen kalaycılar, bakırcılar, keçeciler gibi, tecavüzcülerin de kaybolan güzide meslekler arasına girmesini haklı gösterebilir mi?

Bütün geleneksel değerlerimizi, içinde bulunduğumuz çağın hoppa yeniliklerine mi teslim edeceğiz?

Nurilerimiz, Eraylarımız, Coşkunlarımız, korumamız gereken milli değerlerimiz arasında değiller mi?

Türk sineması, “Sanal alem icat oldu, mertlik bozuldu!” ümitsizliğine kapılmadan, değişen çağa ve gelişen teknolojiye göre yeni tecavüzcü ikonları yaratmalıdır! Eğer toplumsallık sanallaştıysa, arketipik karakterlerimiz de sanallaşabilir; yeni şekiller ve yöntemleri kullanan kötü dijital insanları beyazperdeye taşıyabilir.

Yeni Türk filmlerinde, sanal alemden cıvır düşürme telaşıyla “meme göt meme göt” ya da “tut şunun ucunu döşeyelim bebeğim” diyen karakterin bilgisayarı esas oğlan tarafından “Trojan sudan gelene kadar” kilitlense, kötü mü olur?

Ya da bir başka kötü karakter masum kızımızı beraber blog okuma bahanesiyle evine çağırsa ve onu sarhoş edip sabah kadar “like“lasa; ardından da bu IT herifin “blog“unun, bu durumu öğrenen esas oğlanımız tarafından “hack“lendiğini görsek; içimizdeki öfke ve adalet duyguları tatmin olmaz mı?

Yukarıda anılan yeni tecavüzcü modellerinin sosyalleşme siteleriyle sınırlı kalmaktan kurtarılıp sinemaya taşınması, içimizde yer etmiş bu karakterlerin çağın getirdiği değişimlere uyarlanması anlamına gelecektir ve bu da Türk sinemasının yeniden inkişafında, yani o eski ihtişamlı günlerine dönmesinde, çok mühim bir yapı taşı olacaktır.  

Tabii ki bu yeni açılımı gerçekleştirme konusunda, senaristlerin ve yapımcıların önünde  çok temel bir engel var:

Kötü adamın “Sosyalleştirelim anammm!” deyip kandıracağı kezbanı nereden bulacaklar?