Tayyip’in Filleri Kocaman

Başbakan hepimizi çok seviyor. Filleri de…
Geçen gün tütün, alkol ve lüks araçlara döşenen Özel Tüketim Vergisi’nin arttırılması hakkında konuşurken, “Sigara içme kardeşim, alkolü de az tüket! Porsche’ye bineceğine Fiat’a bin!” demiş. Nasıl da sevecendir, canım benim!
Biliyorsunuz; hükümet yaptığı arttırıma zam değil, vergi düzenlemesi diyor. Ortalığın kağıt havlu reklamına ithafen, “Onlar zam değil, fil!” esprisinden geçilmediğini tahmin ediyorum.
Bugün sigaraya 8 TL vererek, bu “filli düzenleme“yi tatma olanağı buldum. Japonlar satın aldıktan sonra Camel bozmuştu, yeni düzenlemeyle içiminin daha tok olduğunu söyleyebilirim. Filler gerçekten de tütüne bir doygunluk kazandırmışlar.
40-45 TL’yi bulan bir büyük rakıda ise ÖTV oranı, alkol oranından daha fazla. Elalem krizdeyken git gide büyüyen ekonomimizde, eğer işlerin kesatlığı kesilirse ve maaşımı alabilirsem, rakıyı da tadacağım inşallah! Onun tadında da ciddi bir artış olduğuna inanıyorum. Ne de olsa dublesi 5 liraya geliyor artık; tadına doyum olmaz şerefsizin!
Araba almak benim için çok zor, ama biliyorum ki her telefon konuşmamın neredeyse yarıya yakını vergiye gidiyor. Birisini arayıp “Naber? Nasılsın?” dediğimde, oradaki “Nasılsın?” devletin cebine giriyor. Her konuşma sonrası Maliye Bakanlığı’ndan nafile yere, “Şükür elhamdüllillah sayende iyiyiz!” diyen mesaj gelmesini bekliyorum.
Bu ÖTV 1999 yılından sonra çıktı; “depremin yaralarını sarmak için”. Depremin üstünden 12 yıl geçti, hala vergiyi ödüyoruz. Üstüne üstlük, geçici verginin üstüne geçici vergi ekliyorlar. Mesela, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı için akaryakıta ÖTV eklediler. 2010 geçti, ajans kapandı; ama geçici verginin geçici vergisi sürüyor. (Güya köprüler ve otobanlar da masraflarını karşılayınca ücretsiz olacaktı. Hala geçiş ücreti veriyoruz.)
Bu memlekette, geçici diye konulan her vergi kaçınılmaz olarak kalıcı hale geliyor. Adam haklı; mevcutta ses çıkaran, sokaklara dökülen, ortalığı yakıp yıkan memurlar, işçiler, esnaflar yok!
Vergi nedir? Devletin vatandaşından aldığı, “Sana yol, su, elektrik, koruma ve bilumum hizmet olarak geri döndüreceğim!” dediği paradır. Kısaca senden büyük ve güçlü birisine / bir yapıya biraz para verirsin; o da senin tek başına sağlayamadığın hizmeti sana sunar. (Özünde dünyanın en eski sektörünün çalışma biçimidir. “Yüzde ellimi vermezsen, seni bu sokaklarda kim koruyacak bebeğim?”)
Şimdi; yollar paralı, ulaşım paralı, eğitim paralı, sağlık paralı, barınma ve ısınma paralı… Zaten viyadük ya da alt geçidi bizim paramızla yapıyorsun; SSK muayenesinden para alıyorsun; kitaplar beleş ama öğretmenler ek kitap istiyorlar; her kış kıçımız biraz daha zamlı ısınıyor. Koruma desen şu ana kadar polise gidip korunmuş kaç kişi var? Hangi gelişmiş devlet, vatandaşından %50 vergi alır? Hangi gelişmiş devlet, bahçe hortumuyla verdiğini fil hortumuyla geri emer?

Bak hacım; zaten sizi , çoluk çocuğunuzu, korumalarınızı, yandaşlarınızı biz finanse ediyoruz. Zırhlı makam araçlarınızı, örtülü ödeneklerinizi, harcirahlarınızı, iftar yemeklerinizi de biz finanse ediyoruz. Bizden daha fazla para alma kararını bile bizim paramızla veriyorsunuz.
Behey Hükümet, behey filli yöneticiler, bizden daha ne diye para istiyorsunuz?
Yeminle evladım olsanız, “Yeter lan bunca yıl baktığım, gidin çalışın, kendi paranızı kazanın!” derim.
Para kolay mı kazanılıyor yahu! İşin kolayını buldunuz değil mi? Seçilmek için yaptırdığınız afişin parasını bile bizim cebimizden alıyorsunuz, kıyak iş valla, daha ne olsun!
Devlet dairesini bırakıp, gerçek bir iş bulun, derim ben! 14 saat karanlık bir atölyede çalışan 14 yaşında bir çocuğun ya da patır patır dökülen kot taşlama işçisinin yerinde çalışın da görelim! İşin özü o insanların paralarını yiyorsunuz; o paralarla Hacc’a, Umre’ye gidiyorsunuz! Fillerinizin o insanlardan gasp ettiği paralarla ortaya çıktı şu Müslüman kapitalistler! Hani Tanrı’yı kandırabilecek kadar büyük olduğunuz sanrısına nasıl kapılabiliyorsunuz, onu anlamıyorum.
Sözün özü; bu hükümetin fil formülü çok basit: Bir mala/hizmete aldığınız oy oranını geçmeyecek ölçüde vergi bindirirseniz kimse sesini çıkarmaz! Neticede hiçbir enayi sesini çıkarıp, yediği kazığı itiraf etmez, maruz kaldığı filli livata‘yı ifşa etmez, değil mi?
Bir Nasreddin Hoca fıkrası vardır, bilirsiniz: İşgalci Timur, ordusundaki filleri besleme görevini halka verir de halk sözde isyan eder. Durumu şikayet için Timur’a gitmeye karar verirler ve Nasreddin de bunların önünde yürümeye başlar. Timur’un otağına varınca Nasreddin bir bakar, tüm takipçileri ortadan kaybolmuş, cümleten sıvışmışlar.
Havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez; bu topraklarda yaşayan insanlar (en az) 600 yıldır kendi aralarında fillerden dert yanmayı, mevzu bunu iktidara dile getirmek olunca da götün götün kaçmayı sürdürüyorlar.
Bu yüzden gönül rahatlığıyla itiraf edebiliriz:
Evet, onlar vergi değil fil; Tayyip’in filleri!
Ve gün geçtikçe hepimizi daha çok seviyorlar!
Eh, halk da fillerden memnun, Sultanım!

