Elhamdülillah, Müslüman Demokrat Klonuz!

Son yıllarda devlet erkânını her görüşümde aklıma lisedeki din hocam geliyor. 

Sanki adamı iman gücüyle klonlayıp bakanlıktan vekilliğe, müdürlükten memurluğa, belediye işçiliğinden esnaflığa kadar her yere yerleştirmişler. 

Badem ya da ince bıyık altından çıkan, artık dinginliği vurgulamak için mi bilinmez, kısım kısım kısılmış bir ses tonuyla, kimi zaman gizli bir öfkeyi kimi zamansa değerbilmez bir horgörüyü barındıran konuşmaları daha sık işitir oldum. Çevremdeki insanların da, Emniyet’ten Belediye’ye kadar adamkayırmacılığın bir nevi parolası haline gelen bu sembolün, “onlardan değilsen” nasıl sana karşı dönebileceğine dair sitemkar -hatta öfkeli- pek çok hikayeleri var.  

Din hocamın bu yaygınlığından duyduğum endişe, otobüse bindiğimde Akbil’i basıp arkalara ilerlerken vuruyor mesela. Tam yürüyecekken, şoför (aslında din hocamın klonu) cebinden not defterini çıkarıp beni durduracak gibi geliyor.

Hoyt birader, numaran kaç? Otobüse binmeden önce Besmele çek, bir Fatiha oku bakalım!“ 

Ya da yanlış numara çevirince beni uyaran Türk Telekom’un otomatik erkek sesinin (ki bahsi geçen din hocasının sesinin aynısı), “Aradığınız numara yanlış. Dahası, haram! Bre zındık sen ne cüretle namahrem bir numarayı çevirirsin!” diye zılgıt çekmesinden endişeleniyorum.  

Tamam, insan evlâdına karşı inancını kaybetmiş bir sinik, her işi yokuşa süren bir hırt ya da artniyetin nasıl güzel örtülebildiğini bilen bir paranoyak olabilirim; ama cırtlaya cırtlaya basmakalıp cumhuriyet nutukları atan Cehape Teyze ya da Cehap Amca değilim. Ulusalcı sosyalistliğin yol açtığı oksimorondan bir nebze olsun yüksünmeyen, idealist ve kahraman Laik Skywalker da değilim. 

Buna rağmen bu tedirginlik hissiyatımın devam etmesinde, bende nefret uyandıran (evet, sadece akılcı bir tepki değil, duygusal bir geritepme) bir anlayışın fiziki ve ruhani yansımalarının çoğalmasının etkili olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü faşizan dişlerini, humanizm ikiyüzlülüğüne gizleyen; kendinden başka türlü düşünene tahammülü olmayan bu anlayışı daha lisede görmüştüm.

Sözgelimi, bir bakan gittiği şehirde makul sınırlar içinde onu eleştiren bir kadına “De git terbiyesiz!” diye çıkıştığında benim aklıma, henüz hakim idiotloji ısıtılıp-soğutulmuş-ılık-islam’a kaymadan önceki zamanlarda din hocasıyla başımdan geçen olay geliyor.

(DH’leri yukarıda tarif edilen kısık ses tonuyla, HİÇ’leri de saf saf okuyun.) 

DH: Evet arkadaşlar, yıl sonuna geldik. Dersle ilgili bir şey söylemek isteyen var mı?

Sınıf sessiz.

DH: Yok mu sözü olan?

HİÇ: Hocam! Bütün yıl dersler sure okuyup sıra üstünde namaz kılarak geçti. Sözlümüzü bile bunlardan yaptınız. Peki diğer dinler? Ya ahlak bilgisi? Bunları niye işlemedik?

DH: Sus terbiyesiz! Çık dışarı bakayım, saygısız şey seni!

HİÇ: Tamam, çıkayım!

Ulan gavat, senin saygısız dediğin genç, 10 yaşında tüm sureleri ezbere biliyordu! 13 yaşında Kuran’ı Arapça’dan okumaya, 14 yaşında da Kuran Kursu’ndaki diğer çocuklara öğretmeye başladı. Kime saygısızlık etmişim, sana mı dine mi?

Sözgelimi, Başbakan bir yandan,  ”Demokrasi ve özgürlükler için referandumda ‘Evet’ oyu verin” deyip, öte yandan en hafifinden eleştirellik barındıran sorulara bile tahammül göstermediğinde, aklıma din hocasının bir başka versiyonu olan tarih hocası geliyor.

Sima olarak Şahin K. ile Şafak Sezer arasında duran, proto-badem bıyıklı bu zat; Milli Tarih dersimize gelirken okulun tam karşısındaki kırtasiyeyi işletmesiyle bugünün kapitalist İslamcılarına taş çıkarak bir ticari zekâya sahipti.

TH: Dönemi bitiyoruz. Ders ile ilgili olarak bir eleştirisi olan var mı?

Sınıftan çıt çıkmaz.

TH: Çekinmeyin arkadaşlar, düşündüğünüzü söyleyin!

HİÇ: Hocam!

TH: Söyle yavrum!

HİÇ: Her şey iyi güzel de, Milli Tarih dersinde bir dönem boyunca tarihin başka alanlarına çok sapmadık mı? Meselâ, Atatürk’ün Samsun’a gelişini ve kongreleri anlatmaya başlıyorsunuz, sonra biz nasıl olduğunu anlamadan Hazreti Ömer’den çıkıyorsunuz…

TH: Sus lan, terbiyesiz herif! Sinirimi bozdun durduk yere, tövbe tövbe…

Beni  dinden de, dindarlardan da soğuttunuz lan, riyakâr ibişler!

Birbirleriyle kafa tokuşturmaktan nöron zafiyeti yaşamaya başlayanlar dışında kimse derin devleti istemiyor. Yatak odasındaki Atatürk portresine baka baka titreyen teyzeler dışında kamusal alanda türbana itirazı olan da azaldı. Ezilen kesimlerin haklarının korunması konusunda çoğunluğun yamuk yapacağına, yan çizeceğine inanan var mı?

Benim anlamadığım şu: Nasıl oluyor da bu liberal aydınlar, yapı ve işleyiş bakımından antidemokratik bir örgütlenme olan AKP’nin demokrasiye katkıda bulunacağını savunuyorlar? “Bundan önceki merkez sağ iktidarlar şahaneydi!” ya da “CHP, cillop gibi süt gibi partidir!” demiyorum, ama her Anayasa referandumum hıyardır diyene elinde mühürle koşmak ne oluyor, onu bilemedim!

Hâl böyleyken; bir zamanların öküzünün, şimdinin boğasının altında şirin bir buzağı arayanlar, kavradıklarının ne olduğunu anlayınca da, tatlı bir şaşkınlıkta gülümseyip, “Yetmez, ama evet!” demeliler!

Yanaşın, yanaşın!

3, 2, 1… Çekiyorum!