Yatay Çizgili Tişört Adamları (YÇTA)

Kapitalist moderleşmenin en kallavi başarılarından birisi; gizli bir kast kültürü dahilinde içiçe yaşayan, ama birbirine değmeyen toplumsal tabakaların varlığını, her şey yolundaymış gibi örtebilme becerisidir.

Gelenegüzel toplumlarda maraba ile toprakağası arasındaki ayrım oldukça belirgindi. Birbirlerine dokunmamaları, temel kurallardan birisiydi. Ancak seve seve modernleşirken ortaya çıkan demokrasi ve evrensel insan hakları kavramları, kimi zaman sınıf algısı konusunda bir yanılsama yaratmada kullanıldı. Fırsat eşitliği söyleminin, kursak eşitliği anlamına gelmediği, pek de altı çizilen bir denksizlik değildi. 

Antalya’ya yaptığım son iki ziyaret, tam da yukarıda andığım konunun giyim modası alanındaki bir örneğini iyice bellememi sağladı. Madem İstanbul’un sözde-entelijensiyası postmodern sınıf(sız)landırmalara çok meraklı, o zaman işte size yepisyeni bir sınıf modeli: Yatay çizgili tişört giyen adamlar! (Feministlere uyarı: YÇT kadınlarının varlığı anlamlı bir yüzdeyi geçmiyor.) 

Modayı seven ve takip eden bir insan değilim. Hatta kendisiyle, “kedi endamı sergileyen güzel avrat görek la!” düzeyinde bile ilgilenmiyorum. Ancak İstanbul’da moda-guruları-patronların-rüküş-karılarına-artı-değeri-nasıl-savuracaklarını-öğretiyor-gecesi yapılırken, varlıklarını en az 30 yıldır aynı tişört modelini giyerek sürdüren YÇT adamları için Feşın Tivi Sıpeşıl: Dı Mahalle Pazarı türünden bir programın yapılmaması beni üzüntüye gark ediyor!

Evet, içinizden bazıları, “I see YÇT people!” türünden bir kaygıya kapılıp, Amerikan filmlerindeki palyoçadan-korkan-kahraman-klişesini memleket sınırları içinde yaşmaktan keyif alıyor olabilir.   

Oysa mahalle pazarından tişört almak, bünyede yepyeni heyecanlar ve tatlar açan, şehvetengiz bir eylemdir. Oradan bir kez YÇT aldınız mı, bir daha bu alışkanlıktan kurtulamazsınız. Bundan sonra hayatınız YÇT Adamı olarak geçecek demektir. 

Bu durumu daha iyi anlamak ve YÇT Adamları’nın güzelliğini belirgin bir şekilde görebilmek için aşağıdaki mini bir albüme bir göz atmanız yeterli olacaktır.

(Blogun bundan sonrasında göreceğiniz fotoğraflarda YÇT Adamları’nın yüzleri, onların güvenliklerini tehlikeye atmamak adına maskelenmiştir.)

En modadan anlamayanımız bile dikey çizgilerin insanı daha zayıf göstereceğini, yatay çizgilerin ise (halihazırda göbekliyken) kişiyi daha da şişman göstereceğini bilir. Ancak YÇT Adamları’nın tekinsizlikleri de buradan kaynaklanır zaten: Göbeği ve şişman görünmeyi önemsemeden, YÇT giymeye devam eder; hatta buldukları her şeyi de sol memelerinin üstündeki ufacık cebe tıkıştırırlar. Bu estetik kayıtsızlık, rahat ve sağlıklı bir bünyenin göstergesi olmakla beraber; YÇT adamlarının her şeye kalpten yaklaştıklarının da simgesidir.

Fakat, kimsenin onları YÇT giydikleri için bilinçsiz addetmeye hakkı yoktur! Çünkü onlar hayatın her alanında kendilerine güvenip, iradelerini açıkça ortaya koyarlar. Rahat bünyeleri, gerekli zamanlarda sorumluluk alma cesaretine de haizdir.

Bu özgüven sadece politik arenada değil, modayı takip gibi kültürel alanlarda da kendini belli eder. Kalın çizgiyi tercih edenler; az sayıda konuda çok yoğun bir özgüvene, ince çizgiyi tercih edenlerse çok konuda daha az bir özgüvene sahiplerdir. Dönemsel halet-i ruhiyelerine göre çizginin kalınlığı değişse de; sezon sonu itibariyle toplam özgüven miktarında bir değişme olmaz! Çünkü onlar çizgilerinden asla ödün vermezler.

Bundan dolayıdır ki; on yıllar boyunca YÇT Adamları varlıklarını korumuş, bilgilerini ve tişörtlerini bir sonraki nesle aktarmayı başarmışlardır. Bu toplumsal yeniden üretim, onların daha çok uzun yıllar varolmaya devam edeceklerinin göstergesidir.

Neredeyse bir üniforma (hatta süper kahraman kostümü) gibi taşıdıkları YÇT ile, pek çok ortak özellik gösteren, kendi başlarına bir sınıf görüntüsü çizerler. Arada ufak farklılıklar bulunsa da, farklı bölgelerden olmalarına karşın şaşırtıcı bir şekilde aynı modayı sürdürmeyi başarırlar.

Her ne kadar nesilleri tükenme tehlikesi altında olmasa da, üzerine yeterince eğilinmeyen, haklarında antropolojik ve sosyolojik araştırma bulunmayan bu grup, sessiz bir şekilde yaşamayı sürdürmektedirler. YÇT Adamları üzerine bir master tezinin dahi bulunmaması, ülke sınırları içindeki akademyanın içler acısı halini ortaya serer.

Hadi bunu geçtik; hal böyleyken, Merter’deki konfeksiyon atölyelerinin ve Nişantaşı’ndaki moda evlerinin bu konunun üzerine daha ciddi bir şekilde eğilmelerinin zamanı gelmedi mi?