Yaşlı Martılar Ölmek İçin Nereye Giderler?
Üsküdar’dan motora bin. Hava bugünkü gibi güneşli ve sıcaksa üst kata çık, ferah ferah.
Güneşin ışın sektirmece oynayışını izle. Son sekme yeri gözün olsun, acısın biraz gözün.
Sonra genç martıları gör, Boğaz’ın tazelerini. Neşeyle oynaşıyor olsunlar, mesela. Birbirlerini kovalasınlar, her türün gençleri gibi. Henüz gri tüyler düşmemiş olsun kanatlarına. Haklarıdır elbet; lodossuz, yağmursuz bir günün tadını çıkarmak. Sözün olmasın söyleyecek. Senin lafından anlamazlar zaten.
Dilini bilen, yaşlı martılardır oysa. Daha iyi süzülür onlar havada. “Açgözlü planörler sizi!” de, içinden gülümseyerek. “Nereye gittiniz lan, şerefsizler sizi?” diye sevimlilik yap kendine.
Karaköy’de balıkçıların tepesine tünemiş üç beş tane vardır. Kesin vardır! “Muhitini belledim oğlum, gagana sıçarım!”
Haydarpaşa’da dalgakıranda kış güneşinin tadını çıkaranlar da… Onların da kemiklerine iyi gelir değil mi güneş banyosu yapmak? O kadar yıl, bir kaç lokma ekmek için vapurların peşi sıra, Eminönü senin, Adalar benim uçup durmaktan yorulmuşlardır elbet. Kiminin romatizması azmıştır; kimisi götünü tutamıyordur. (Kafana sıçtıkları için kızıyordun değil mi? Bak hakikat ne kadar başka oysa!) Menapoza girenlerinde kemik erimesi başlamıştır belki; güneş banyosu gerekli işte!
Tuhaf, yıllardır İstanbul’dasın, ama hiç ölü martı görmedin.
Gördün mü harbiden?
Ben de onu diyorum işte: Görmedin!
Eminönü alt çarşılarındaki tavuk dönerleri bir kenara koy da, yanıt ver:
Yaşlı martılar ölmek için nereye giderler?
