<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0"><channel><atom:link rel="hub" href="http://tumblr.superfeedr.com/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"/><description>

var sc_project=6232122; 
var sc_invisible=1; 
var sc_security="e901a490"; 

</description><title>Şerefsiz Martı</title><generator>Tumblr (3.0; @serefsizmarti)</generator><link>http://serefsizmarti.com/</link><item><title>Muhafazakar Üreme Bilgisi</title><description>&lt;p&gt;&lt;img height="223" src="http://img715.imageshack.us/img715/1091/uremeorganlarigenel2.jpg" width="400"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Takdim&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Zamanının ötesinde bir öngörüye sahip olan muhterem Başbakanımızın, &amp;#8216;en az 3 çocuk&amp;#8217; politikasının devamı olarak &amp;#8216;kürtaj cinayettir&amp;#8217; demesini fırsat bilerek, muhafazakar üreme ahlakı konusunda bir kaç laf etme şansı bulmaktan dolayı çok mutluyum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Konu kadın bedeni olunca, Başbakanımızın toplum bilgisi ancak ve ancak Harun Yahya&amp;#8217;nın engin biyoloji bilgisiyle tamamlanabilir. Büyük yaradılış biyologu Harun Yahya üstadımızın açtığı aydınlanma patikası, çocuklarımıza maddeci biyoloji yerine, manacı biyolojiyi öğretmenin zamanının geldiğini müjdeleyen en önemli göstergedir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Buna ilim tahsil eden diğer aklı selim insanların çabası da eklendiğinde Anadolu topraklarında bir Helal Rönesans&amp;#8217;ın inkişaf edeceğini söylemek yanlış olmaz. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ancak bu şahlanış sayesinde, bir mahalle dolusu aile babası tarafından tecavüze uğrayan 12 yaşında kızlarımıza kürtaj zulmünü midesi kaldırmayan Türk aile yapısı huzura kavuşacaktır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Maddeci Biyolojinin Zararları&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Maddeci biyoloji, organizmaların yapısını ve işleyişini &amp;#8216;madde&amp;#8217;ye has özelliklerle anlattığı için yanlıştır. Esasen &amp;#8216;evrim&amp;#8217; denilen saçmalığa dayanan bu biyoloji türü, hücrenin maneviyatını, lizozomların itikadını, mitokondrinin ihlasını anlatmakta yetersiz kalır; hücre içi ve hücreler arası vakaları materyalizmin yalanlarıyla örter. Bundan öte, iman dolu hücrelerimize Golgi Aygıtı namıyla bilinen cünup bir cisimcik  yerleştirip Müslümanları küfre salma gayretindedir.     &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bugün bizi hayatta tutan tüm ilaçlar, alet edevat ve aksamlar her ne kadar maddeci ilmin icatları olsalar da, içinde yaradan korkusu olmayan nöronu, kası, saçı, kim ne yapsın? Helal yumurta ile haram yumurtayı birbirinden ayıramayan kafir spermlerin kamçılarına övgüler düzen bu biyoloji türünün temsilcileri elbette yüce mizanda hesap vereceklerdir. (Sen de Mendel!)   &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Manacı Biyolojinin Faydaları&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Manacı biyoloji, canlıların bedenlerinde yer alan sistemlerin, organların, dokuların ve hücrelerin ne kadar muhteşem yaratıldıklarını öven bilim dalıdır. &amp;#8220;Arılar hangi ilahi emirle bal peteklerini mükemmel bir şekilde beşgen yapabiliyorlar?&amp;#8221; &amp;#8220;Yapraklarında besmele yazılı olan ağaçlar hangileri?&amp;#8221; &amp;#8220;Örümcek ağlarından kurşun geçirmez yelek yapılabileceği kitapta yazıyor mu?&amp;#8221; gibi önemli soruların yanıtlarını arayan manacı biyoloji, Harun Yahya&amp;#8217;nın amansız çalışmaları sayesinde nesli tükenen &amp;#8216;çelik kancalı balık yemi&amp;#8217;ni keşfederek zooloji alanında da önemli buluşlara imza atmıştır.      &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bununla da kalmayan manacı biyoloji, Golgi Aygıtı&amp;#8217;nın aslında bundan bin yıl önce Müslüman bir tıp alimi tarafından bulunan Hamdi Aygıtı olduğunu tespit etmiştir. Bu aygıtın işlevi, hücreleri Allah&amp;#8217;a hamd etmeye yöneltmektir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Cenine ruhun 177.günde, ahize aracılığıyla üflendiğini de ortaya çıkaran manacı biyoloji temel referanslarını, bilimsel açıdan tüm zamanların en parlak dönemi olan 6.yy Arap kabile hayatından alır.  &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Bayan Üreme Organları&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;img height="400" src="http://img10.imageshack.us/img10/9135/uremeorganlari3.jpg" width="327"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Türban, kadını güzelleştirir; cildi gerginleştirir; elhamdülillahmesuduz hormonunun salgılanmasını arttırır.  &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Edep, bayan üreme organlarının olmazsa olmazıdır. Kadının edep yeri, bütün bedenidir. Manacı biyolojide edep, kolay hatırlanması adına, iki meme ucuyla ifade edilir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Helal Sensörlü Şalvar&amp;#8217;ın lastikli kısmı, namahrem sezdiğinde büzüşür; kendi beyini sezdiğinde gevşer. Bu yapısıyla cimanın dostu, zinanın düşmanıdır. Bu kabuk, yılda en az bir kez kendini yeniler.    &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ziynet, üremenin önemli organlarından birisidir. Erkeğin üreme niyetinin tescillenmesiyle kazanılan bu organ, bayanlar tarafından orgazma yaklaştıkça şındırgatılırsa, bey hanımının ne halde olduğunu anlayabilir; cima (cim&amp;#8217;a, cinsel birleşme) süresini uzatmak ya da kısaltmak için edeplice bir takım önlemler alabilir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bayanlar gerekli durumlarda sahte ziynet şıngırdatması ise eşlerini üremeye teşvik etmekle yükümlüdürler. Beyleri tarafından bir türlü şıngırdatılamayan bayanlar ise, şu fani dünyadan az zevk almanın ahiret aleminde çok zevk almak demek olduğunu akıllarından çıkarmamalı, Allah&amp;#8217;a karşı isyankar olmamamalıdırlar. Zira bu hanımefendiler, ahirette kocalarına verilen huriler sayesinde, dayak, aşağılama, taciz ve tecavüzden uzak, mutlu bir hayat yaşayacaklardır. Kadının gerçek kurtuluşu, her fırsatta müminlere zehrini akıtan feminik harekette değil, ahirettedir!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Erkek (Bey) Üreme Organları&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;img height="400" src="http://img40.imageshack.us/img40/151/uremeorganlari4.jpg" width="346"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;br/&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bıyık, bir beyin en seksi bölgesidir. Toplumsal faydalarının yanı sıra (Bkz. &lt;a href="http://serefsizmarti.com/post/1047095499/b-y-g-n-faydalar" target="_blank"&gt;Bıyığın faydaları&lt;/a&gt;) bu üreme işlevi ile de şahane bir organdır. Dudak üstünde kesilen bıyığın bereketi saymakla bitmez. Bıyığın işlevi, bir erkeğin doğal örtüsü olan göğüs kılları organcıklarıyla desteklenir. Göğüs kılları ara ara mesh edilmeli, sağdan sola doğru taranmalıdır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Göbek, üreme işlemi esnasında şahlanışa geçen imansız libidoyu dizginleyen bir tampon bölgedir. Yaradan ne güzel düşünmüş de, nefs-i emmaremizin yol açacağı kazalardan korunmamız için bize güzel bir hava yastığı bahşetmiş!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;En az göbek kadar önemli bir başka beylik organı da tesbihtir. Boyutu erkekten erkeğe değişen bu organın en makbul olanları deve kemiği, fil dişi ve gül ağacındandır. Tesbih şıkırtısının artması beyin -Allah&amp;#8217;ın izniyle- boşalmaya yakın olduğunu gösterir. Rüyada tesbihini kaybetmek ya da düşürmek pek hayra yorulmaz.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Muhafazakar Doğum Kontrol Yöntemleri&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Prezervatifin Ecnebi dillerinde &amp;#8216;muhafazakar&amp;#8217; anlamına gelmesi, maddeci biyolojinin oynadığı şeytani bir oyundur. Çünkü muhafazakar insan menisini muhafaza etmez; onu hayatta en güvendiği kişiye, yani hanımına, teslim eder.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Zaten muhafazakar bir insanın menisini muhafaza etmesi için bir nedeni yoktur. Menisini saklayıp 20 yıl sonra peçete üzerinde sunanlar, kelimenin tam anlamıyla gericidirler. Oysa muhafazakar insan, iman dolu bedeninin ihlaslı yepyeni meni hücreleri üreteceğine inanç duyacak kadar yenilikçidir! Gücünü gelenekten alan bu yapısıyla, gerici laik ateistlere tur bindirmenin keyfini yaşamaktadır. Ayrıca bu gericiler bir gecede en fazla 2 posta yapabilirlerken; her türlü dinsiz harekete karşı tahrik olan muhafazakar insan, bir gecede hanım başına 9-10 posta icra edebilir.       &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;İş gebelik engelleme yöntemlerine geldiğinde, muhafazakar insan, eğer çok zor bir durumdaysa, kalpten niyazda bulunur. Ellerini göğe açıp, &amp;#8216;Ol&amp;#8217; deyince olduran Rabbe edilen duanın kontraseptif etkisi, henüz tıp ilminin ölçemeyeceği derecede kuvvetlidir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Sonuç&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;İnsanların Allah&amp;#8217;ın emri peygamberin kavliyle evlenmeleri ve çocuk yapmalarına üreme denir. Hijyenik bir üreme için helal sertifikalı et kullanımı oldukça önemlidir. Böylelikle doğacak çocuk tinerciliğe meyledip mundar olmaz. Dinine, milletine, vatanına ve ümmetine hayırlı bir hale gelir; sağlığınıza duacı olur.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Buraya kadar muhafazakar üreme hakkında yeterli bilgiyi almış bulunuyoruz. Aşağıdaki mini test ile üreme konusundaki düşüncelerinizin helal mi haram mı olduğunu öğrenebilir; gerekli durumda kendinize çeki düzen verebilirsiniz. (Yönlendirme Kaygısı Olmayan Ön Not: Yanıtlarınızın çoğu &amp;#8216;&lt;em&gt;Evet&lt;/em&gt;&amp;#8217; ise doğru yoldasınız.)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;1- Hanımlar için evlilik yaşı 9&amp;#8217;dan başlar, ideali 15&amp;#8217;tir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;2- Beyler dörde kadar hanım alabilirler. (Hanımlarının yaşlarının toplamı kırktan az olmamak kaydıyla.)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;3- Dölünü de döşünü de korkak alıştırmamak gerek. Üç beş fark etmez, rızkını Allah verir. Bu sebeple dünyanın en müreffeh ülkeleri Müslüman ülkeler, en hali-vakti-yerinde ve en eğitimli insanları da inananlardır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;4- Doğu&amp;#8217;nun tenasül uzuvlarını, Batı&amp;#8217;nın ise kötü ahlakını aldık. Oysa Batı&amp;#8217;nın sadece tekniğini almamız gerekiyordu.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;5- Biber gazı abdest bozar. Kazara da olsa, biber gazı yemiş halde cima yapılmaz. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;6- Masturbasyon yapmak haramdır, fazlası -mazallah- körlük yapar.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;7- Kürtaj cinayettir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;8- Tecavüz de nahoş bir olaydır, ama cinayete değmez. Psikolojisi Allah&amp;#8217;tan gayet normal olacak o aşk çocuklarına devlet bakmalıdır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;9- Yine de tecavüz kaçınılmazsa, üç kulhuvallah bir elham okunmalı; kazara da olsa zevk almamaya bakılmalıdır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;10- Önce sağ&amp;#8230; Sonra sol&amp;#8230;&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/24185825535</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/24185825535</guid><pubDate>Fri, 01 Jun 2012 11:14:00 +0300</pubDate><category>muhafazakar</category><category>üreme</category><category>kadın</category><category>erkek</category></item><item><title>Ameleman ve Dünyanın En Dindar İnsanı</title><description>&lt;img src="http://25.media.tumblr.com/tumblr_lz4o6gCikj1qdt15so1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Ameleman ve Dünyanın En Dindar İnsanı&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/17316982573</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/17316982573</guid><pubDate>Thu, 09 Feb 2012 15:30:16 +0200</pubDate></item><item><title>Ameleman - Kahramanlar Yüksekten Girer!</title><description>&lt;img src="http://25.media.tumblr.com/tumblr_lypn6f61ic1qdt15so1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Ameleman - Kahramanlar Yüksekten Girer!&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/16859325577</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/16859325577</guid><pubDate>Wed, 01 Feb 2012 12:44:00 +0200</pubDate></item><item><title>Tanrım, beni subliminal nöro teknolojinle yeniden kodla!  </title><description>&lt;p&gt;&lt;a href="http://imageshack.us/photo/my-images/14/farkndalk2.jpg/" title="ImageShack - Image And Video Hosting" target="_blank"&gt;&lt;img border="0" src="http://img14.imageshack.us/img14/246/farkndalk2.jpg"/&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Harbiye Müzesi&amp;#8217;ndeki Hediyelik Eşya Fuarı&amp;#8217;ndayım. Sıcaktan bunalmışım, sebepsiz bir gazla girdiğim bu kapalı panayırdan hızlıca çıkmanın yolunu arıyorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Hediyelik &lt;em&gt;Beypazarı Kurusu&lt;/em&gt; ile &lt;em&gt;Halis Trabzon Tereyağı&lt;/em&gt; reyonlarını geçtikten sonra, iki boncukçu arasında sıkışmış, daracık bir standı fark ediyorum. Sağlı sollu birkaç poster eşliğinde, beyaz örtülü bir masaya aynı CD&amp;#8217;den 3&amp;#160;sıra dizilmiş. Posterdeki, &amp;#8220;&lt;em&gt;Subliminal nöro teknoloji&lt;/em&gt;&amp;#8221; ifadesi dikkatimi çekiyor; bir an içimdeki acilen çıkma isteği azalıyor; duruyorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Satışlar kötü olmalı ki görevli kızcağız, standının önünde birisinin durduğunu görünce hemen atlıyor:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Merhaba, uyurken zayıflamak ister misiniz?&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Evet, son zamanlarda çok kilo aldığım doğru! Çiroz bacaklarımın geçirildiği yarımdünya göbekten memnun değilim. Kel kafamın altından sarkan gıdıyı, bıyığım bile kurtaramıyor. Aynaya baktığım kimi zamanlar, tepesinden tek patates fırlamış, yürüyen bir patates çuvalına döndüğümü görüyorum. Eskisi kadar çevik de değilim zaten; seri hareket edemiyorum, yokuş çıkarken nefesim tıkanıyor. Şişmanladıkça daha fazla terliyor insan; belki de sırf bu yüzden panayırda çok bunalmışımdır. Fakat, yine de bir insan evladına çat diye &amp;#8220;uyurken zayıflamak ister misiniz?&amp;#8221; denmez, değil mi?    &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Nöro meselesini görmemiş gibi davranıyorum:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Nasıl zayıflatacaksınız beni?&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Anlatmaya başlıyor, yarım iştahla:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Şimdi efendim, bu teknik subliminal nöro teknolojiye dayanıyor! Uyurken CD&amp;#8217;mizi dinliyorsunuz, bu bilinçaltınıza ideal kilonuzu ve kilonuz için ideal yaşam biçiminizi kodluyor.&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Biliçaltıma?&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Evet, efendim. Siz uykudayken çalışıyor. Bilincinizi yeniden programlıyor. CD&amp;#8217;miz sayesinde ekstradan hiçbir şey yapmanız gerekmiyor; ne diyet, ne spor!&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Alnımdaki terin donduğunu hissediyorum. Şişmanlığa vurduğum aşırı terlemede bir gerileme mi var? Nöro terapi daha uyumadan işe yarıyor olmasın!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;İyi de bu bilinçaltı dediğiniz nedir? Bilincimin altında bir şey mi var yani?&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Soruma yanıt vermek yerine, kelimeleri esnete esnete ezberini sürdürüyor:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Normalde kıramadığımız alışkanlıklar var ya, işte bunlar kilo almamız yol açıyor. Yani kendimizi ideal şekilde kodlayamadığımız zaman&amp;#8230;&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Elime bir CD alıyorum, evirip çeviriyorum. Üzerinde yazanları okuyorum. Üfle üfle!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Ürünümüz Sağlık Bakanlığı onaylıdır. Bilimsel olarak etkisi ispat edilmiştir. &amp;#8220;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Bilimsel ha?&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Evet, yapılan çalışmaları uzmanlar onaylıyor.&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Çok etkileyici! Kaç lira bu?&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;KDV dahil 49 lira!&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;49 lira mı?&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Evet!&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Oh süpermiş! Spor salonlarına boş yere ayda 150 lira vermeye gerek yok desenize!&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bir an susuyor. Kinayeyi yeni anlamış gibi, yüzünün çok gerisinde müstehzi bir gülümseme doğuyor. CD&amp;#8217;yi masaya bırakıp, bir broşür alıyorum. Hafif hafif yelliyorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Denerseniz pişman olmazsınız&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Önce bir okuyayım, araştırayım. Bu nöro meselesi şakaya gelmez!&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yürürken broşüre göz atıyorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Uyurken Zayıfla CD&amp;#8217;si Nöro teknoloji ile kayıt yapılmış olduğundan kopyalanamaz&amp;#8221; yazıyor. Tanrım, CD&amp;#8217;nin bilinçaltına sızıp, onu kopyalanamayacak şekilde yeniden kodlamışlar!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Her şey, Philip K.Dick tarzı bir paranoya fantazisi gibi gelmeye başlıyor: Son 1 yılda aldığım kilolar, kendisinin bilinçaltı kopyalanmamaya kodlanmış bilinçaltı kodlama CD&amp;#8217;si, donan ter&amp;#8230;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Stanttan uzaklaşırken yeniden terlemeye başlıyorum. Sağa sola şüpheli bakışlar atıyorum. İşin doğrusu, beni sinsice takip eden Bilinçaltı Kodlama Takımı&amp;#8217;ndan birilerini açığa çıkarmayı umuyorum. Ne var ki, açık olan tek şey, iyi gizlenmeyi başardıkları!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Oysa bilinçaltımı, &amp;#8220;motivasyon, afirmasyon, imajinasyon&amp;#8221; aracılığıyla kodlamalarına izin verseydim; kolaylıkla zayıflayabilirdim. Heyhat, son 49 liramı önceki gün ufak rakı, az haydari, peynir ve salatalık almaya harcamışım!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Elimden hiçbir şey gelmeyeceği için, içimden Tanrı&amp;#8217;ya yalvarıyorum:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Tanrım, beni subliminal nöro teknolojiyle yeniden kodla! &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;(Hasubliminallah ve nimel vekil ve nimel mevla.)&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/15568771443</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/15568771443</guid><pubDate>Mon, 09 Jan 2012 17:55:00 +0200</pubDate></item><item><title>I Love Seagulls </title><description>&lt;p&gt;&lt;a title="ImageShack - Image And Video Hosting" target="_blank" href="http://imageshack.us/photo/my-images/217/seagulls3.jpg/"&gt;&lt;img src="http://img217.imageshack.us/img217/1237/seagulls3.jpg" border="0"/&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Martıları sevmek için nedene ihtiyacınız varsa, son bir haftada yaşananlar gerekli bahaneleri verebilir. Ben kendimce 10 tane neden buldum ve bunları aşağıda açıklamaya çalıştım; buyurunuz:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;1) &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Hiçbir martı türü, başka martı türlerini aşağılamaz&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;. Çünkü her martı, sadece martı olduğunun farkındadır. Bundan dolayı Kadıköy martıları ile Eminönü martıları arasındaki tek muhtemel husumet, vapurlardan atılan simitleri kimin alacağıdır. (Şaka lan şaka, Kadıköy ya da Eminönü martısı diye bir şey yok; sadece martı var!)  &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;2) &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Martıların milliyetleri, dinleri, siyasi görüşleri yoktur&lt;/strong&gt;.&lt;/em&gt; Bundan dolayı, bir grup martı bir başka gruba kendince kutsal nedenlerden ötürü zulmetmez; onları ezmeye, sindirmeye, öldürmeye çalışmaz. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;3) &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Martılar yalan atmazlar.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; Yapmak istedikleri neyse onu denerler. Bunu başarırlar ya da başaramazlar; ama bunu süslü püslü saçmalıklarla örtmeye çalışmazlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;4) &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Martılar çeşitli liderlerin, başkanların, ağaların, komutanların, şeyhlerin, müdürlerin, guruların peşinden &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;sürüklenmezle&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;r&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;. Kendi ihtiyaçlarına göre yaşarlar. (Liderlik müessesesinin olduğu diğer hayvan gruplarında da, lider sürüyü koruma karşılığında daha fazla üreme ve yiyecek elde etme şansına sahip olduğunu açık açık gösterir. &amp;#8220;Ben sizin ananızım&amp;#8221;, &amp;#8220;Ben sizin babanızım&amp;#8221;, &amp;#8220;Ben Tanrı&amp;#8217;nın yeryüzünde vücut bulmuş haliyim&amp;#8221;, &amp;#8220;Ben kurtarıcınızım&amp;#8221;, &amp;#8220;Ben halkın sesiyim&amp;#8221;, &amp;#8220;Ben sizin iyiliğiniz için&amp;#8230;&amp;#8221; gibi kutsallık söylemleri üretmezler.)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;5) &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Martılar kanatlarının keyfine göre uçabilirler. &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;Bu sayede dünyayı kirletecek teknolojiler üretmeden istedikleri yere giderler. Bu sayede çürük çarık binalar yapmazlar, rüşvet yiyerek bunlara ruhsat vermezler. Bu yüzden depremde göçük altında kalan bir martıya rastlamayız. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;6) &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Martılar hiçbir şeyden nefret etmezler&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;. Her ne kadar sevdikleri, haz aldıkları ve içinde bulunmaktan sıkıntı duydukları durumlar olsa da, bunu bir bir başka hayvana mal edip nefretin sürekliliğini sağlamazlar. Martılar, anı yaşarlar; pislikleri biriktirmezler. Acemi balıkçıların oltalarına yakalandıklarında bile, kurtuluşlarının ardından onların kafasına sıçmazlar.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;7) &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Martılar sanıldığı kadar açgözlü değillerdir&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;. Karınlarını doyurmak, güvenli bir yerde olmak, üremek onlar için yeterlidir. Mutlu olmak adına her şeyi elde etmenin peşinde koşmazlar. Doyumsuzlukları, bir o yana bir bu yana uçup, aşağıdaki insanları kıskandırmakla sınırlıdır.  &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;8) &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Martılar, martı olmanın erdemine inanmazlar.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; Hele hele böyle bir erdem söyleminden yola çıkıp, kendilerini özel görerek başka martıların ve diğer hayvanların canlarını yakmazlar. Onların acı çekmelerinden keyif almazlar. Sırf eğlence olsun diye diğer hayvanları avlamazlar.   &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;9) &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Martılar na(h)if bloglar yazmazlar&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;. Martılığın neresinin yanlış olduğunu ortaya koymaya yönelik bir çabaları yoktur. Çünkü &amp;#8216;günah&amp;#8217; ve &amp;#8216;vicdan&amp;#8217; kavramları onlar için bir anlam ifade etmez. Üzerlerinde bu iki kavramın yükü yoktur.  &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;10) &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Yukarıdaki 9 madde yanlışsa bile, &amp;#8220;Lan zaten hayvan bu; tek amacı hayatta kalmak, yapacak tabii!&amp;#8221; deyip geçebilirsiniz&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;. Kaldı ki; yukarıda kendileri hakkında söylenen hiçbir laftan haberleri olmadan yaşamayı sürdürüyorlar. Fakat biz akıl sahibi, erdemli, vicdanlı (!) insanlar olarak yolumuza çıkan her şeyi sömürebildiğimiz kadar sömürüp, sonra da yok olmaya terk ediyoruz.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;&amp;#8212;-&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Görselli Not:&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Aşağıdaki görselden yola çıkıp, yukarıdaki martılı çalışmayı yapan sevgili dostum &lt;em&gt;&lt;strong&gt;İlkay Eser&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&amp;#8216;e, verdiği ilhamdan dolayı teşekkür ederim. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a title="ImageShack - Image And Video Hosting" target="_blank" href="http://imageshack.us/photo/my-images/683/ilovebiyik.jpg/"&gt;&lt;img src="http://img683.imageshack.us/img683/6811/ilovebiyik.jpg" border="0"/&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/11903240034</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/11903240034</guid><pubDate>Tue, 25 Oct 2011 13:18:00 +0300</pubDate></item><item><title>Tayyip'in Filleri Kocaman</title><description>&lt;p&gt;&lt;img src="http://media.tumblr.com/tumblr_lt7kxafH0V1qckfdc.jpg"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Başbakan hepimizi çok seviyor. Filleri de&amp;#8230;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Geçen gün tütün, alkol ve lüks araçlara döşenen Özel Tüketim Vergisi&amp;#8217;nin arttırılması hakkında konuşurken, &amp;#8220;&lt;em&gt;Sigara içme kardeşim, alkolü de az tüket! Porsche&amp;#8217;ye bineceğine Fiat&amp;#8217;a bin!&lt;/em&gt;&amp;#8221; demiş. Nasıl da sevecendir, canım benim!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Biliyorsunuz; hükümet yaptığı arttırıma zam değil, vergi düzenlemesi diyor. Ortalığın kağıt havlu reklamına ithafen, &amp;#8220;&lt;em&gt;Onlar zam değil, fil!&lt;/em&gt;&amp;#8221; esprisinden geçilmediğini tahmin ediyorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bugün sigaraya 8&amp;#160;TL vererek, bu &amp;#8220;&lt;em&gt;filli düzenleme&lt;/em&gt;&amp;#8220;yi tatma olanağı buldum. Japonlar satın aldıktan sonra Camel bozmuştu, yeni düzenlemeyle içiminin daha tok olduğunu söyleyebilirim. Filler gerçekten de tütüne bir doygunluk kazandırmışlar.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;40-45&amp;#160;TL&amp;#8217;yi bulan bir büyük rakıda ise ÖTV oranı, alkol oranından daha fazla. Elalem krizdeyken git gide büyüyen ekonomimizde, eğer işlerin kesatlığı kesilirse ve maaşımı alabilirsem, rakıyı da tadacağım inşallah! Onun tadında da ciddi bir artış olduğuna inanıyorum. Ne de olsa dublesi 5 liraya geliyor artık; tadına doyum olmaz şerefsizin!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Araba almak benim için çok zor, ama biliyorum ki her telefon konuşmamın neredeyse yarıya yakını vergiye gidiyor. Birisini arayıp &amp;#8220;&lt;em&gt;Naber? Nasılsın?&lt;/em&gt;&amp;#8221; dediğimde, oradaki &amp;#8220;&lt;em&gt;Nasılsın?&lt;/em&gt;&amp;#8221; devletin cebine giriyor. Her konuşma sonrası Maliye Bakanlığı&amp;#8217;ndan nafile yere, &amp;#8220;&lt;em&gt;Şükür elhamdüllillah sayende iyiyiz!&lt;/em&gt;&amp;#8221; diyen mesaj gelmesini bekliyorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bu ÖTV 1999 yılından sonra çıktı; &amp;#8220;&lt;em&gt;depremin yaralarını sarmak için&lt;/em&gt;&amp;#8221;. Depremin üstünden 12 yıl geçti, hala vergiyi ödüyoruz. Üstüne üstlük, geçici verginin üstüne geçici vergi ekliyorlar. Mesela, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı için akaryakıta ÖTV eklediler. 2010 geçti, ajans kapandı; ama geçici verginin geçici vergisi sürüyor. (Güya köprüler ve otobanlar da masraflarını karşılayınca ücretsiz olacaktı. Hala geçiş ücreti veriyoruz.)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bu memlekette, geçici diye konulan her vergi kaçınılmaz olarak kalıcı hale geliyor. Adam haklı; mevcutta ses çıkaran, sokaklara dökülen, ortalığı yakıp yıkan memurlar, işçiler, esnaflar yok!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Vergi nedir? Devletin vatandaşından aldığı, &amp;#8220;&lt;em&gt;Sana yol, su, elektrik, koruma ve bilumum hizmet olarak geri döndüreceğim!&lt;/em&gt;&amp;#8221; dediği paradır. Kısaca senden büyük ve güçlü birisine / bir yapıya biraz para verirsin; o da senin tek başına sağlayamadığın hizmeti sana sunar. (Özünde dünyanın en eski sektörünün çalışma biçimidir. &amp;#8220;&lt;em&gt;Yüzde ellimi vermezsen, seni bu sokaklarda kim koruyacak bebeğim?&lt;/em&gt;&amp;#8221;)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Şimdi; yollar paralı, ulaşım paralı, eğitim paralı, sağlık paralı, barınma ve ısınma paralı&amp;#8230; Zaten viyadük ya da alt geçidi bizim paramızla yapıyorsun; SSK muayenesinden para alıyorsun; kitaplar beleş ama öğretmenler ek kitap istiyorlar; her kış kıçımız biraz daha zamlı ısınıyor. Koruma desen şu ana kadar polise gidip korunmuş kaç kişi var? Hangi gelişmiş devlet, vatandaşından %50 vergi alır? Hangi gelişmiş devlet, bahçe hortumuyla verdiğini fil hortumuyla geri emer?&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;img src="http://media.tumblr.com/tumblr_lt7kyb2D4L1qckfdc.jpg"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bak hacım; zaten sizi , çoluk çocuğunuzu, korumalarınızı, yandaşlarınızı biz finanse ediyoruz. Zırhlı makam araçlarınızı, örtülü ödeneklerinizi, harcirahlarınızı, iftar yemeklerinizi de biz finanse ediyoruz. Bizden daha fazla para alma kararını bile bizim paramızla veriyorsunuz.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Behey Hükümet, behey filli yöneticiler, bizden daha ne diye para istiyorsunuz?&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yeminle evladım olsanız, &amp;#8220;&lt;em&gt;Yeter lan bunca yıl baktığım, gidin çalışın, kendi paranızı kazanın!&lt;/em&gt;&amp;#8221; derim.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Para kolay mı kazanılıyor yahu! İşin kolayını buldunuz değil mi? Seçilmek için yaptırdığınız afişin parasını bile bizim cebimizden alıyorsunuz, kıyak iş valla, daha ne olsun!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Devlet dairesini bırakıp, gerçek bir iş bulun, derim ben! 14 saat karanlık bir atölyede çalışan 14 yaşında bir çocuğun ya da patır patır dökülen kot taşlama işçisinin yerinde çalışın da görelim! İşin özü o insanların paralarını yiyorsunuz; o paralarla Hacc&amp;#8217;a, Umre&amp;#8217;ye gidiyorsunuz! Fillerinizin o insanlardan gasp ettiği paralarla ortaya çıktı şu Müslüman kapitalistler! Hani Tanrı&amp;#8217;yı kandırabilecek kadar büyük olduğunuz sanrısına nasıl kapılabiliyorsunuz, onu anlamıyorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Sözün özü; bu hükümetin fil formülü çok basit: Bir mala/hizmete aldığınız oy oranını geçmeyecek ölçüde vergi bindirirseniz kimse sesini çıkarmaz! Neticede hiçbir enayi sesini çıkarıp, yediği kazığı itiraf etmez, maruz kaldığı &lt;em&gt;filli livata&lt;/em&gt;&amp;#8216;yı ifşa etmez, değil mi?&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bir Nasreddin Hoca fıkrası vardır, bilirsiniz: İşgalci Timur, ordusundaki filleri besleme görevini halka verir de halk sözde isyan eder. Durumu şikayet için Timur&amp;#8217;a gitmeye karar verirler ve Nasreddin de bunların önünde yürümeye başlar. Timur&amp;#8217;un otağına varınca Nasreddin bir bakar, tüm takipçileri ortadan kaybolmuş, cümleten sıvışmışlar.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez; bu topraklarda yaşayan insanlar (en az) 600 yıldır kendi aralarında fillerden dert yanmayı, mevzu bunu iktidara dile getirmek olunca da götün götün kaçmayı sürdürüyorlar.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bu yüzden gönül rahatlığıyla itiraf edebiliriz:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Evet, onlar vergi değil fil; Tayyip&amp;#8217;in filleri!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ve gün geçtikçe hepimizi daha çok seviyorlar!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Eh, halk da fillerden memnun, Sultanım!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;img width="334" height="334" src="http://media.tumblr.com/tumblr_lt7kyrYGcD1qckfdc.jpg"/&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/11568284740</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/11568284740</guid><pubDate>Mon, 17 Oct 2011 14:47:00 +0300</pubDate></item><item><title>Çin Mallarını Neden Sevmeliyiz?</title><description>&lt;p&gt;Sizinle &amp;#8220;Çin Mallarını Neden Sevmeliyiz&amp;#8221; isimli komposizyonumu paylaşmak istiyorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Günümüzün hormonlu Çin&amp;#8217;i, organik komünist olduğu dönemlerden daha çok tedirgin ediyor kapitalistleri.  Ucuz işgücüyle üretilen Çin malları, sadece gelişmiş Batı ülkelerinin değil, güdük kalmış bölgelerin piyasalarını da sallıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Üreticiler Çin mallarıyla rekabet edemedikleri için kızgın, halk aldıkları ürünler tek kullanımdan sonra parçalandığı için kızgın. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Oysa atladığımız bir mevzu var: Çin malları hepimiz için birer eğlence kaynağı değil mi, sayın mağdurlar? (Kafa Yolları Haritası gibi oldu ama idare edin, bu blog da Çin malı.)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bunu size bir örnekle anlatmak isterim.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;img src="http://img27.imageshack.us/img27/8545/dsc4669l.jpg" align="middle" height="175" width="320"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yukarıda gördüğünüz, Çin yapımı bir kristal blok aydınlatma ayağı. Şu içine üç boyutlu görüntü yerleştirilen kristal blokların altına konuluyor ve üç renkte ışık vererek içerideki görseli ya da yazıyı güzelleştiriyor. Markası ise &lt;em&gt;Romantic Crystal Love&lt;/em&gt;.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Şimdi bu bile mutlu olmak ve Çin mallarını sevmek için başlı başına bir nedenken, bir de aşağıda yer alan ürün kutusunun yan tarafına bakalım:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;img alt="ambalaj" src="http://img854.imageshack.us/img854/4554/dsc4665.jpg" align="middle" height="199" width="320"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Şiir şöyle diyor:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;My heart is jumping for you! &lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;Give you a crystal romantic&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;love which is most beautifu&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;and in my life is constant.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;The love is a sacred tie&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;it closely linked our hearts.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;br/&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Dilim döndüğünce tercüme etmeye çalışayım (Hatalıysam, Kültür Bakanlığını arayın):&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;Kalbim sana atlamak istiyor!&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;Sana en bi&amp;#8217; güzel kristal romantik aşkı verir&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;Ve hayatım sabittir.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;Aşk kutsal bir kravat&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;Sımsıkı bir şekilde &lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;Kalplerimizin iki yakasını bir araya getirdi.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;br/&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Hangimiz bu güzel dizelerden etkilenmedi? Hangimiz öyle-mala-böyle-kutu şiirselliyle kendinden geçmedi? Bazılarınızın yüzünde müstehzi bir gülümseme oluşmadı mı? Gündelik hayatınızın sıkıntıların bir nebze olsun kurtulup, özgürleşmiş hissetmediniz mi?&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Şimdi gelin itiraf edelim; Çin malları bizi öyle ya da böyle mutlu ediyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;İşte bu yüzden Çin mallarını sevmeliyiz!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Teşekkürler.&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/11138909153</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/11138909153</guid><pubDate>Fri, 07 Oct 2011 16:12:00 +0300</pubDate></item><item><title>Apple yetim kalmış bana ne?</title><description>&lt;p&gt;Steve Jobs ölmüş.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;İnsanlar sağa sola &amp;#8220;&lt;em&gt;RIP Steve&lt;/em&gt;&amp;#8221; yazıp duruyor. Adam Ecnebi, bittabi &amp;#8220;Allah kabir rahatlığı versin&amp;#8221;i anlamayacak.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Fakat profil fotoğraflarına düşen Apple logosunu ya da şık gençlik fotoğraflarını gördüğüne eminim. Gerçi yaşarken firması için üretim yapan Çin&amp;#8217;in Foxcann fabrikasındaki gelişmeleri pek umursar gözükmüyordu. 6.65 liraya günde 14 saat çalışan ve kötü koşullardan dolayı intihar eden Çinlileri bilse,eminim ki  &amp;#8220;iphone&amp;#8217;un ekranına dokunduğunuz her sefer, bir Çinlinin ahı yükseliyor; buna izin veremem!&amp;#8221; diye serzenişte bulunur, üretimi durdurur, dükkanı kapatırdı. Bu durumu da son dönemde yaşadığı rahatsızlığa verelim. Neticede Edison da muhteşem derecede iyi bir adam değildi.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Anneme adamın 56 yaşında öldüğünü söylesem, &amp;#8220;&lt;em&gt;Yazık, pek de gençmiş!&lt;/em&gt;&amp;#8221; der. İşte bu yüzden ona Amy Winehouse&amp;#8217;dan bahsedemem. Kızcağızın ölüm sebebini öğrendiğinde, &amp;#8220;&lt;em&gt;Aman oğlum, alkolü sigarayı bırak!&lt;/em&gt;&amp;#8221; diye söylenir. Gerçi Amy bile unutuldu çoktan. Bu devirde efsane olmak zor azizim, iki gün sanal alemin diline düşüp sonra unutuluyorsun! Şükür Morrison, Hendrix ve Joplin 70&amp;#8217;lerde göçmüşler.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bir insan, başkalarının hayatlarına ne kadar dokunabilmişse; onların varlıklarına ne kadar şekil verebilmişse, o kadar önemli olur o insanlar için. Şu teknoloji düşkünü zamanımızda, Steve Jobs&amp;#8217;ın yarı-ilah olması gayet doğal. Bilgisayarsız, telefonsuz, 3G&amp;#8217;siz bir hayat hayal edemeyecek derecede gömüldük, bu hapishaneye. Müzisyenler ise daha duygusal bölgeleri tetikledikleri için tuhaf bir bağla anılıyor sanırım. Aklımızdan geçen ama tanımlamakta, adlandırmakta ve aktarmakta güçlük çektiğimiz hisleri seslendirdikleri için onlara hayran oluyoruz; (gerektiğinde) arkalarından ağlıyoruz. Eh, bu da şık tabii.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ancak mesele, bir mucidin/işadamının yarattığı ahlaki paradoks ya da zamane rock yıldızı için dökülen sahte gözyaşları değil.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Mesele&amp;#8230;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ben babamı özlüyorum hacı, gerisi bana yalan!&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/11095473794</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/11095473794</guid><pubDate>Thu, 06 Oct 2011 11:41:00 +0300</pubDate></item><item><title>So Tell the Seagulls That I Am Back in Town</title><description>&lt;p&gt;Arkadaşlarla iş çıkışı Beşiktaş&amp;#8217;a inmişiz; yarım saatliğine de olsa üç beş istavrit çekelim diye.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Takımları açıyoruz; çaparilerimiz afili.  Az ötede bir grup martı denizin üstünde &lt;em&gt;kra&lt;/em&gt;laşıyor. Hareketlenip uçmaya başlıyorlar. Nasıl olsa gidiyorlar, diye sallıyorum oltayı.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Gel gör ki; kurşun suya değer değmez misina titremeye başlıyor. &amp;#8220;&lt;em&gt;Ahanda!&lt;/em&gt;&amp;#8221; diyorum, &amp;#8220;&lt;em&gt;bu kadar kıpraşma hayra alamet değil, martı yakaladım!&lt;/em&gt;&amp;#8221; Zaten halinden belli bir tanesi, denizin üstüne çakılmış gibi.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Deneyimli balıkçılardan birisi, &amp;#8220;&lt;em&gt;Yavaş yavaş çek&lt;/em&gt;&amp;#8221; diyor, usul usul çekiyorum martıyı. Fazla çırpınmıyor; sakince kıyıya yaklaşıyor.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;a target="_blank" href="http://imageshack.us/photo/my-images/40/fotoraf0082a.jpg/"&gt;&lt;img src="http://img40.imageshack.us/img40/8327/fotoraf0082a.th.jpg" border="0"/&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Sudan çıktığında ikimizde heyecanlıyız. Gagalamaya çalışıyor; önce  ensesinden tutuyorum, sonra da gagasını kapıyorum. Misina kanatlarına dolanmış; kesebildiğimiz kadar kesip kurtarıyoruz şerefsizi.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;a target="_blank" href="http://imageshack.us/photo/my-images/819/fotoraf0083a.jpg/"&gt;&lt;img src="http://img819.imageshack.us/img819/2776/fotoraf0083a.th.jpg" border="0"/&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Ardına bakmadan uçup gidiyor. Yine de arkasından bağırıyorum:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;&lt;em&gt;Seni bir daha denizin üstünde uçarken görürsem, çok daha fena olur lan!&lt;/em&gt;&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bütün martılar korksun benden, çünkü artık gerçekten martı avcısıyım!&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/10555682158</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/10555682158</guid><pubDate>Fri, 23 Sep 2011 16:33:00 +0300</pubDate></item><item><title>Babanâme [1] Baba, asla ulaşamadığındır</title><description>&lt;p&gt;&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;&amp;#8220;Acil&amp;#8217;den gir, soldaki kapıdan devam et, ileride görevlileri göreceksin zaten. Ben oradan alırım seni!&amp;#8221;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Gerçekten de oradan alıyor beni. Yanında bir servis hemşiresi var. Fakat güvenlik elemanı, iki tarafı ayıran yarı açık cam kapının ardından kuşkulu gözlerle bana bakıyor. Kel, göbekli, bıyıklı, üç günlük sakallı bir adam, gecenin bir vakti sırtında çantası olduğu hâlde onun korumakla görevli olduğu Acı Tapınağı’na yaklaşıyor. Kim olsa aslan kesilir, kim olsa bu pejmürde yabancıyı def etme isteği duyar içinde.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Aç insanların servislerden glikozlu serum çalmaları ihtimali bir yana; aklı başında hiçbir kimse, doktorların Kutsal Olimpus’unun mesire yerine dönmesini istemez. Hastanenin bahçesine kurulmuş mangalların üstünde dumanları tüten billûr kebaplarının kalp hastası akrabalara servis edilmesi ya da geceleri hâlâ yatak ıslatan veledin büyüklerin sessizce ölümün beklediği koridorlarda havası kaçmış plastik toplarla maç yapmaları, &lt;span&gt; &lt;/span&gt;her şeyden önce doktorların acı içinde aldıkları altı yıllık eğitime ve iki yıllık staja hakarettir. Bundan dolayı, acı iyi korunmalıdır. Öğleden sonraya ayarlanmış görüş saati, bu fizyoloji hapishanesi için yeter de artar bile! &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;Ben kararlı adımlarla kapıya yaklaşmayı sürdürürken; güvenlikçi genç, beni Alman çakırı gözleriyle tartmayı sürdürüyor. Oysa, annemin daha o doğmadan sahnelemeye başladığı, sağlık sektöründe aralıksız on bin kez oynanarak gişe rekoru kırmış oyununun cahil bir izleyicisi olduğundan henüz habersiz. Az sonra bu özel temaşanın en can alıcı repliğiyle mel’un ifadesi yerle bir olacak; gardı sonbahar yaprağı gibi düşecek. Tanrılarından azar işitme ihtimali bir yana, biz koridorda yürürken ardımızdan bakıp görevi savsaklayıp savsaklamadığını sorgulayacak. Ardından bir bahane bulup, yaptığı yanlışı kendince haklı gösterecek.&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;“Benim de askerde başıma geldiydi,” diyecek belki de, “nöbetçi ziyaret saati dışında anamı içeri almayaydı, kadıncağız yüzümü göremeden memlekete gerisin geri postalanacaktı. İyi ettim be!” &lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;O eşsiz tiradın ilk kelimeleri döküldüğünde, çoktan iş işten geçmiş oluyor:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“İyi geceler, kolay gelsin evladım. Ben emekli hemşireyim.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Bu şık ve vurucu başlangıcı seviyorum. Ardından nasıl bir talep geleceğinin ya da o an için neden yardımcı kuvveti devreye sokmadığının önemi yok. Bu tavır pazarlama ile boks arasındaki benzerliği anımsatıyor. Bunların her ikisinde de, karşındakini yere yıkma yöntemlerinden –topu topu iki tanedir- birini seçersin: Ya sıkı bir darbeyle başlayıp, ardından ufak vuruşlarla işi bitirirsin; ya da ufak saldırılarla yorar, asıl darbeyi sona saklarsın.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Bizim valide hanım ringe çıkar çıkmaz çakar balyozu. Hem de öyle bir balyoz ki; başı örtülü bir Anadolu kadınından beklenemeyecek türden. Henüz hastane çalışanı olup bu yaklaşımla yere serilmeyen birisini görmedim. Bunun ardından gelecek herhangi bir talebin reddi, 20 yıl sonrasını düşünebilme becerisine sahip bir çalışan için imkânsızdır. Yaşlılık hâlleri karşılarına geçmiş; onlara, “Sizin gücünüz bir zamanlar bendeydi ve şu anda ne haldeyim, görüyorsunuz. Zamanı gelince size kıyak geçilmesini istiyorsanız, şimdi siz bana kıyak geçmelisiniz!” diyor. İnsanı o kadar hassas bölgelerinden yakalayan bir strateji ki orası rahat bırakıldıktan sonra bile, beynin kıvrımlarında dolanan burukluğu geçmiyor. Zaten o andan sonra, yüzüne aval aval bakan görevlinin neresine taş atsa istediği yere dokundurmayı başarıyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Nitekim sersemlemiş rakibin ayaklarını havadan kesecek ikinci darbe (bunu iyi çalışan bir pazarlama bölümünün yükseliş grafiğine benzeyen bir aparkat gibi düşünebilirsiniz) fazla gecikmiyor:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“Oğlum ta İstanbul&amp;#8217;dan geldi, babasını görmeye. Ben de tek başıma yoruldum zaten gece gece!”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Sırtımda bir yeşil bir çanta, elimde ise siyah bir bilgisayar çantası var. Onları hafifçe sallayıp, yediyüz kilometre boyunca beni nasıl ezdiklerini gösteriyorum. Anasının oğlu değil mi, yan rolü hakkıyla çevirecek elbette.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Güvenlik görevlisi, ağzından onu daha sonra bağlayacak bir laf çıkmasına vakit kalmadan ringin iplerine yapışıyor; afallamış başıyla, sürgülü cam kapıdan buyur ediyor beni.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Az önceki oyunda üstlendiğim rolden utanmışım; başımla mahcup bir selam verip içeri giriyorum. Öte yandan, kendime bile belli etmek istemesem de, babama giden yolda önemli bir engeli aşmış olmanın mutluluğu var. Neme lâzım, nakavt makavt dinlemez bu iş. Batı Berlin’e kaçışı anlatan filmlerde olur ya; son anda aklı başına gelen Doğu Alman askeri arkasını döner. Bizim kaçaklara doğru koşarak, “Achtung achtung! Halt!” filan der; sonra sen rengi solmuş, makineli tüfeğin sıcak ucunu kavramış bir “halt” gibi kalıverirsin. Görevlideki Alman ciddiyeti eksikliğine şükür, bir terslik olmuyor. Kapının hemen sağındaki masasına dönüyor; varlığını henüz fark ettiğim, masanın arkasında uzanan koridordaki bir adamla muhabbete dalıyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Birkaç metre gitmeden annem kendisi oluyor yeniden. Önce sarılıyoruz, yine sabun kokuyor. Tam olarak hangi çiçek çıkaramıyorum; lavanta olmadığı kesin, gül bir ihtimal. Yaşlandıkça ağırlaşan bir sabun kokusu bu, ananemde de vardı. Burdur’daki evine, kıyafetlerine, nevresimlerine sinmişti. Alzheimer yüzünden kafasının içindeki unutup kendine bakamaz hâle geldiğinde, üç çocuğu doğduğundan beri yaşadığı evi kapatmış; birer aylık dönüşümle kendi evlerinde bakmışlardı ona. Gittiği her yeri Burdur zannettiği o vakitlerde, ölmeden önce geçirdiği dört beş yıl diyeyim, saf sabun olmuştu sanki. Hani Allah bilir, belki de bundan dolayı ne yatağının temizliğini ne de susuzluktan çatlamış bedeninin tahareti dert etmemeye başlamıştı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Annemdeki sabun kokusunun artışı beni endişelendirmiyor. Arada, “Valla sonum annem gibi olacak, her şeyi unutmaya başladım!” diye serzenişte bulunsa da; o an için pek endişeli görünmüyor. Bizimle yürüyen, beni içeri sokma konusundaki işlevsizliğine rağmen gülmeyi sürdüren, tombul hemşireyi işaret ediyor:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“Gülseren&amp;#8217;i hatırlıyor musun? Halası Doğumevi&amp;#8217;ndeydi.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“Hıı&amp;#8230;” diyorum demesine, ama bahsi geçen iki kadını da tanımıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Zaten kimseyi tanımam ben, onlar da beni tanımaz. Ne anne tarafı, ne baba tarafı, ne de eski mahalleden kalma komşular beni pek bilmezler. Benden yedi yaş büyük abim, aile efradının bütün sosyalleşme kontenjanını doldurmuştur. Eşi dostu, konu komşuyu, imliyi mimliyi bilen odur. Selamlaşmayı, konuşmayı, gülüşmeyi o yapar; ben ise etrafta dönenleri gözlerim. Cebinde altın terazisi taşıyan sinsi bir muhbir gibi vaziyeti tartarım; kimseye çaktırmadan sohbetleri yorumlarım. Zamanında az “içten pazarlıklı” diye yaftalanmadım, ama inanın bu apayrı bir mesele! Neticede her ikimiz de sahip olduğumuz rollere itiraz etmedik bugüne kadar, arada ufak isyanlar çıkarsak da, kökten yadsımadık.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Fakat eşe dosta sorsanız; sitemkâr bir vurguyla, “Sizin büyük oğlan Hakan pek girişken, ama bunu tanımıyorum!” derler. Bir insan hakkında işaret zamiri kullanmanın terbiyesizliği bir yana, en basit anlamda, “Sizin küçük oğlan da soğuk nevalenin teki yahu!” demenin kibarcasıdır bu. Haklılar; bu yorumun doğruluğunu sorgulamıyorum. İki gram gereksiz muhabbet için yanıp tutuşmuyorum ya; yaradılış meselesi, ne yalan atayım!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Tombul hemşire gülerek ayrılıyor yanımızdan. Annemle asansöre biniyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“Cumartesi günü ‘karnım ağrıyor hanım’ dedi. Geçmeyince, ‘Hakan’ı çağırayım mı?’ dedim. ‘Çağır’ dedi. Hastaneye geldik işte, oğlum. Yatırdılar. Tahlil mahlil filan derken… Karnı iyice şişti babanın. Bağırsak düğümlenmesi olabilirmiş. ‘Durumu riskli’ dediler, seni çağırdım. Ciddi bir şey olmasa sana haber vermezdim valla!”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“Ne diyorsun annem, çağırmamak olur mu hiç! En doğrusunu yaptın.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Asansör sekizinci kata doğru çıkarken; yedi yıl önce, yine babamın başında kaldığım bir vakitte yazdığım bir hikâye geliyor aklıma, “Hiçbir Yere Gitmeyen Asansör”:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“Dııt, dııt, dıııt…&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Kalbimin sesiymiş bu! Oysa kulaklarımı ilk açtığımda (gözlerimden önce olduğunu tahmin ediyorum), boş yere bu düdüğün kaynağı hakkında endişelenmişim.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Sonunu hatırlamıyorum, ama girişi böyleydi. Genç yaşta kalp krizi geçirmiş bir adamın hezeyanlarını anlatıyordu. O öyküyü yazdığımda otuz yaşındaydım, kendimi babamın yerinde hayal etmiştim. “Ben bu hâlde olsam nasıl hissederdim acaba?” diye düşünmüştüm. En kötü ihtimalle otuz yıl sonra babamın yattığı o yatağa kapağı atacağımı biliyordum. O hâldeyken bana bakacak birisi olacak mıydı?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;O günlerden sonra babam her Antalya’ya gidişimde, “Yiğidim, çocuk yap. Bak sen kalıp gelmesen ben rezil olurdum. Sen de benim yaşıma geldiğinde yapayalnız kalmayasın hayatta!” deyip durmuştu. En sonunda bi gün, “Baba, sırf otuz yıl sonra kendine baktırmak için çocuk yapılır mı hiç!” diye çıkışmıştım. Bin türlü hastalık yüzünden, sahip olduğu iki lokma romantizmi de kaybetmiş yaşlı bir adam olarak, “Hastalık zor be, yiğidim.” demişti. O günden sonra aramızda bir daha çocuk bahsi geçmemişti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Asansörün kapısı açılıyor. Dışarı çıkıp floresan lâmbalar sayesinde karanlıktan toptan arındırılmış servis koridorlarından birine kıvrılıyoruz. Yaşam veren sentetik iksirlerin kokuları yeniden genzimi işgal ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Öykünün devamı geliyor aklıma:&lt;/span&gt;&lt;span&gt; “Hastaneler acı evleridir!”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;İki yataklı, genişçe bir odaya giriyoruz. Babam odada tek başına, yandaki yatak boş duruyor. İyice küçülmüş bedeniyle, baş tarafı hafifçe yükseltilmiş yatağa uzanmış; duvara yapıştırılmış televizyonu izliyor. Burnunun içinden çıkan ince bir hortum, yatağın altındaki tornaya koyu yeşil bir sıvı taşıyor. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Bir insanın burnuna sokmak için ne münasebetsiz bir aksam!&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Bir kez de sonda takmayı denemişlerdi. Ellerindeki büyük gelmiş; sızlanmayı sevmeyen babamın feryadın a dayanamayıp sondayı çıkarmışlar, ördek kullanmamız gerektiğini söylemişlerdi. Bilinen bütün hastane gereçleri arasında en tuhafı olan ördekle ilk o zaman tanışmıştım. O zamanlar hastalıklarının başlarındaydı, en azından sesini çıkarabiliyordu. Şimdi televizyona bakan yüzü, yorgun ve soluk görünüyordu. İstese de şikâyet edemeyecek gibiydi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;İyice zayıflamış yüzü, televizyonda dönen “Survivor” görüntülerinden kopup bana doğru kayıyor. Fakat ifadesinde bir değişiklik yok; ne bir memnuniyet ne de bir hayal kırıklığı. Gözlerinde sadece geniş ve derin bir boşluk var; geniş ve derin bir boşluktan aşağıya bakan bir insanda olabilecek türden. Ancak karnı gerçekten de aşırı derecede şişmiş. O hâliyle esmer, grotesk bir patatesi andırıyor. &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Uzayın derinliklerindeki bambaşka bir dünyada yaşayan, bambaşka bir kavimden gelmiş sanki. Geçen yaz farklı bir gezegendendi meselâ. Durmadan dünya değiştiren, yeni kabuklar altında değişik şekillerde tezahür eden bir ziyaretçiye döndüğü gerçeğini o an için görmezden geliyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“Yiğidim, geçmiş olsun!”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“Sağol.” diye yanıtlıyor beni, “Karnım…”&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Sesi genzinden çıkıyor; zayıf ve bulanık.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“Anlamadım baba.” diyorum, ona doğru eğilirken.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“Karnım çok ağrıyor yav!” diyor yüzünü buruşturarak.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“Geçecek yiğidim, sen neler atlattın yahu!”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Sesini çıkarmıyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“Çantalarını şuraya koy!” diyor annem, hemşirelik günlerinde kalma titiz tavrıyla.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“Ben hallederim, hem bilgisayar bana lâzım şimdi.” diyorum. “Sen yat dinlen hele, iki gündür buradasın. Nöbetin için uyuman gerek.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Babamın hastanede kaldığı tüm vakitler, annem gündüzcü olmuştur, ben ise gececi. Sabah sekize kadar ben dururum başında, o saatte nöbeti devredip, ya uyumaya ya da denize giderim. O ise ben akşam sekiz gibi dönüp nöbeti devralana kadar doktorlarla,&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;tahlillerle ve “ben emekli sağlıkçıyım” oyunuyla ilgilenir. O günün gelişmelerini anlatır; saat kaçta hangi ilacı içmesi gerektiğini söyler; sonra da çamaşır yıkamak ve Posta gazetesinin günden arta kalan bulmacalarını çözmek için eve döner.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;“Tamam, tamam.” diyor, ama bence gereksiz bir takım işlerle uğraşıyor. Dışarıdan gören birisi, sırf gösteriş için bir şeyler uğraştığını düşünebilir. Fakat bence durum böyle değil, bir kısmını bana miras bıraktığı takıntısının peşinden gidiyor: Gönlünü huzura kavuşturmak için aklında olan neyse yapacak. Ortalığın dağınıklığından mı rahatsız oldu, etrafta ne varsa toparlayacak. Çekmecede ekmekle tıbbî eldivenin yan yana olduğunu gördü, ekmeği yiyeceklerin olduğu dolaba alacak.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Onun için başka bir seçenek, başka bir çözüm yok.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Neyse ki bir süre sonra o günkü takıntı kotasını doldurmuş olarak, “Ben yatıyorum” diyor ve yandaki yatağa kıvrılıyor. Arkasını dönüp, anında hırıltıyla uyumayaca başlıyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Babamın gözlerinin de&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;kapandığını görünce “Survivor”ı kapatıp, deri kumaşlı sandalyelerden birini elektrik prizine yakın bir yere çekiyorum. Bu sefer, not defteri yerine, doğrudan bilgisayara yazacağım için az biraz iyi hissediyorum. Bahçedeki sigara molaları dışında tek düze geçen, ıssız nöbet gecelerinde okumak ve yazmak dışında uğraşılacak kayda değer bir bok yok.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Babam gece boyunda öksürüp balgam çıkarıyor. Kimi zaman yanı başına peçete diziyorum, kimi zamansa balgamını sakladığı peçeteleri yatağın yanında asılı duran poşete atıyorum. Hemen hemen her seferinde, “Sağ olasın” diyor cılız bir ses tonuyla; başka laf etmiyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span&gt;Babam, o gece benimle neredeyse hiç konuşmuyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/7377591678</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/7377591678</guid><pubDate>Fri, 08 Jul 2011 11:47:00 +0300</pubDate></item><item><title>Taşrada 19 Mayıs Hazırlıkları</title><description>&lt;p&gt;&lt;span&gt;Neredeyse caddeyle hemzemin olan balkondan, mezun olduğum liseye bakıyorum. Bir bahar cumartesisinin kaypak güneşi, avludaki yüz – yüz elli kadar gencin üzerine iniyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;“&lt;em&gt;Arkadaşlar, bakın beni bağırttırmayın! İnsanlar hâlâ uyuyorlar; hastası olan var. Çabucak bitirelim şu çalışmayı!&lt;/em&gt;” diye gürlüyor hoparlördeki ses. Günlerden cumartesi, saatlerden de dokuz olduğu düşünülürse, haksız sayılmaz.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;“&lt;em&gt;Arkadaşım boy sırasına gireceksiniz, ne kadar zor olabilir ki! Herkes önündekine, arkasındakine baksın; daha kısa olan öne geçsin!&lt;/em&gt;” &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;Kalabalıkta bir hareketlenme oluyor, ama boy sırası sorunsalı çözülmüyor. Bir takım homurdanmalar, kıpırdanmalar… &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;“&lt;em&gt;Evlâdım, niye dediğimi yapmıyorsunuz?&lt;/em&gt;”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;Ortalık inliyor; gençlerde hareketlenme oluyor. Fakat öğretmen görünüşü yeterli bulmuyor; üzerinde olduğu kürsüden aşağı inip öğrencilerinin arasına karışıyor ve yerlerini el yordamıyla değiştirerek onları yola getiriyor. 15 yaşındaki bir delikanlının arkadaşından kısa olduğunu öylece kabul etmesini mi bekliyorsun, şaşkın bedenci?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;Tam 21 yıl önce, ben de aynı avluda toz yutuyordum. Cepheden gördüğüm büyük bina ve onun yanındaki spor salonu yoktu o zamanlar. Tüm memlekette aynı mimarın çizdiği izlenimi uyandıran üç katlı okul binası vardı. Giriş bu kadar aşağıda, bizimkilerin yeni taşındığı apartmanın karşısında, değildi. 1.5 metrelik duvarların üzerinden hırçın çiçekler gibi biten demir korkulukların uçları da sivri değildi. Fakat cumartesi sabahları 19 Mayıs için çalışma yapmak, o zamanlarda da vardı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;“&lt;em&gt;Şimdi bütün hareketlerimiz sekiz aşamadan oluşuyor. Her birini yaparken sekize kadar sayacağız. İlk hareketimiz…&lt;/em&gt;” diye mikrofonsuz patlardı, Bedenci Niyazi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;Ardından Kwai Köprüsü filminin meşhur türküsü çalmaya başlardı: Esarete karşı onurlarını ortaya koyan müttefik askerlerinin Japonların suratlarına, “&lt;em&gt;Sizi pek de silkemiyoruz, hacı!&lt;/em&gt;” temasını ıslıkla haykırdıkları, epik eser. (En azından müzik seçiminin hakkını vermek gerekir; kimin aklına gelmişse, tam onikiden vurmuş!)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;Niyazi, 1.80 boylarında, kumral, yapılı bir adamdı. Hakkında ağızdan ağza, milli boksör olduğu; bir müsabakada yediği kontra yüzünden hem kariyer hem de zihinsel meleke şaftının kaydığı; bu yüzden varlığını, Türk gençliğini zinde yetiştirmek üzere, beden öğretmenliğine adadığı söylencesi dolaşırdı.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Okula altında darmadağın olacakmış gibi duran, uçuk mavi renkte bir Mobylette ile gelirdi. Ona selam veren her öğrenciyi aynı güler yüzlülükle karşılar; yamuk bir hareketle karşılaşmadığı sürece gülümsemesini korurdu. 80’lerin Amerikan filmlerinden fırlamış gibi duran bu hikâyede her öğrencinin, en az bir kez Niyazi’nin antagonisti olmuşluğu; ondan bir tokat yemişliği vardı. Niyazi’nin tokadı, Çağlayan Lisesi’ni hakkıyla bitirmeniz için şarttı. (Ancak bazı hanımevlâtları ve hanım evlâtlar o tokadı yemeden okulu bitirmiş; çoğu doktor, mühendis, mimar olmuştur.) Diğer öğretmenlerin aksine,&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Niyazi’den yenilen tokat, can yaksa da, insanın gururunu kırmazdı. Kendini hiç zorlamadan (kol sabit, hareket bilekten) attığı tokadın etkisiyle kafanız doksan derece yana kaysa da, o köteği bir yediğiniz için hak ettiğinizi, Niyazi’nin size kin beslemeyeceğini ve muhtemelen on dakika sonra başınızı okşayacağını bilirdiniz. (İşe yeni başladığından onu tanımayan ve bu sebeple kendince posta koyup, onun milli boks takımından emekli kroşesini yedikten sonra servis dışı kalan servis şoförünün, Çağlayan Lisesi’nden aynı hislerle ayrıldığını söyleyemeyeceğim.)&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;Velhasılı kelam, o kör sıcağın altında, sekize kadar saya saya saçma sapan hareketleri çalıştık. (İnsanlar neden birbirlerinin sırtlarına çıkıp kule yaparlar, hâlâ anlamış değilim.) Gösteri günü geldiğinde ise, stadyumun etrafında, uygun adım, “&lt;em&gt;Biiir kiiii üüüç döööört&amp;#8230; Birkiüçdört&amp;#8230; Birkiüçdört&amp;#8230; Çaaağ-la-yan!&lt;/em&gt;” sloganıyla turlamıştık. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;Şimdi o okulun karşısında, tutunamamış kırk yaş adamları gibi, oturuyorum. Üstümde pijama, çayımdan ve sigaramdan nefes çekiyorum. Fantastik bir film gibi; hem o sahada 19 Mayıs hazırlıklarındayım, hem de başka birisi -tuhaf bir gözlemci- olarak sokağın öte tarafında&amp;#8230; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;Biri gençlerin arasında dolanırken; ikinci bir öğretici çıkıyor kürsüye:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;“&lt;em&gt;Arkadaşlar, bakın işin içinde estetik var! Estetik bir görüntü sergilememiz gerekiyor. Müziği dinleyin, kendinizi ritme bırakın!&lt;/em&gt;” &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;Dur lan, n’oluyor? Nasıl bir 19 Mayıs bu!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;Bir Zeybek türküsü çalmaya başlıyor. Çocuklar kollarını iki yana açarak, kara yüzlü cılız kartallar gibi esniyorlar. Sonra oldukları yerde, kollar açık, sağa sola dönüyorlar. Öğretmen arada durdurup, teke zeybeğini nasıl daha doğru şekilde becerebileceklerini anlatıyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Yüzlerini görmeye çalışıyorum, ama başaramıyorum. O bahar gününden 21 yıl sonra, Çağlayan’ın karşısına taşınan anne babasını ziyarete gelecek olanı seçmeye çalışıyorum. O da benim gibi, üzerinde pijama, uyku mahmuru gözlerle, bir tür ön askerlik eğitimi olan 19 Mayıs çalışmalarını izlerken çayından bir yudum alacak; sigarasını kökleyecek. Yılların getirdikleri ve götürdüklerini düşünecek; bir çözüm bulamayacak.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Aynen kendinden öncekiler gibi, kendi zamanıyla o gün arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları görecek. &amp;#8220;&lt;em&gt;Bizim bir bedenci vardı&amp;#8230;&lt;/em&gt;&amp;#8221; diyecek içinden. Bir ihtimal onu anlatan bir blog yazmayı düşünecek.&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Sonra rüzgâr, kültablasındaki külleri uçuşturacak; &lt;span&gt; &lt;/span&gt; sessizce içeri girecek.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/4579601186</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/4579601186</guid><pubDate>Wed, 13 Apr 2011 16:40:00 +0300</pubDate></item><item><title>Oyun</title><description>&lt;img src="http://25.media.tumblr.com/tumblr_liruvlm2mm1qdt15so1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Oyun&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/4159584260</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/4159584260</guid><pubDate>Mon, 28 Mar 2011 17:28:30 +0300</pubDate></item><item><title>Photo</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_lilygshTtw1qdt15so1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/4081927765</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/4081927765</guid><pubDate>Fri, 25 Mar 2011 12:01:29 +0200</pubDate></item><item><title>Denize gitmek</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_liiiev0nRn1qdt15so1_r1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Denize gitmek&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/4043775724</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/4043775724</guid><pubDate>Wed, 23 Mar 2011 15:22:00 +0200</pubDate></item><item><title>Bir Kelime Bir İşlem</title><description>&lt;p&gt;104.000.000.000 - 87.000.000.000 = 17.000.000.000&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;17.000.000.000 / 70.000.000 = 243&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Forbes dergisine göre Türkiye&amp;#8217;nin en zengin 100 kişisinin toplam serveti bir yılda 87 milyar dolardan 104 milyar dolara yükseldi. (Kaynak: &lt;a target="_blank" href="http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/17143278.asp?gid=373"&gt;Nah burada!&lt;/a&gt;)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ekonomiden anlamam; yanlışım varsa düzeltin: Hâl böyleyken, 2010 yılı için kişi başına düşen GSMH da yükselecek değil mi? (Boş yere &lt;a target="_blank" href="http://serefsizmarti.tumblr.com/post/1019558794/bu-ekonomi-var-ya-elimizde-buyudu-abisi"&gt;Bu Ekonomi Elimizde Büyüdü!&lt;/a&gt; dememişim, ne mutlu!)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ey muhterem vatandaş, artı hanene 243 dolar daha yazıldı, hâlâ ne mızıldanıyorsun?&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Harfleri veriyorum:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;A, N , A , N , I , Z , I , N , A , I&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;(Bir joker harf alabilirsiniz.)&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/3563196092</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/3563196092</guid><pubDate>Mon, 28 Feb 2011 14:58:00 +0200</pubDate></item><item><title>Aşağı Mahallenin Hrant'ı...</title><description>&lt;p&gt;Eskiden aşağı mahallenin çocukları ile yukarı mahallenin çocukları maç yaparlardı. Bunun için mümkün olduğu kadar tarafsız bir arazi belirlenmeye çalışılır; böyle bir saha bulunamazsa, biri &amp;#8220;s&lt;em&gt;izin orda&lt;/em&gt;&amp;#8221; biri &amp;#8220;&lt;em&gt;bizim orda&lt;/em&gt;&amp;#8221; diye, rövanşlı bir ayarlama yapılırdı.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Nazarımızda mahalle maçları, kendi aramızda yaptığımız maçlardan daha önemliydi. Tüm mahallenin onuru (!) mevzubahis olduğu için, en iyi top oynayanın önderliğinde en iyi takım seçilirdi. Ortadaki gazoz iddiasından çok daha büyük bir ispat derdi olduğundan, maç esnasında çirkefleştikçe çirkefleşilir; iş nihayet kavgaya varınca da ana babanın gözü önünde haklı çıkmak için gerekli mazeretler -ve karşı takımda nefret edilecek en az bir iki kişi- bulunurdu.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Kavganın neticesi ise hangi tarafın güçlü olduğuna bağlıydı. Çünkü mahalle maçlarında çocukların orada bulunma amacı, top oynamanın keyfini almak değil; bir ekip olarak mücadele edip, &amp;#8220;&lt;em&gt;öteki&lt;/em&gt;&amp;#8221; gruba kendi üstünlüklerini kabul ettirmekti. Böylelikle &amp;#8220;&lt;em&gt;aşağı mahallenin piçleri&lt;/em&gt;&amp;#8221; derslerini alacak ve &amp;#8220;&lt;em&gt;biz&lt;/em&gt;&amp;#8220;e boyun eğecekti. Nasıl olsa ortada bir hakem, suçu cezalandıracak, adil bir adalet dağıtıcısı da yoktu!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;&lt;em&gt;Bunu iyi top oynamakla, güzel ara paslar atmakla, kaleye sert şutlar çakmakla ve kaleciyi gafil avlamakla sağlayazsak; toza toprağa bulanıp burunlarını kanatarak sağlarız!&lt;/em&gt;&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yarın, Hrant Dink&amp;#8217;in katledilişinin 4.yıldönümü. Tarih boyunca bu coğrafyada, yoketme gücünü elinde bulunduranlar, düzenlere çomak sokup canlarını sıkan &amp;#8220;&lt;em&gt;öteki&lt;/em&gt;&amp;#8220;leri aynı yöntemle &lt;em&gt;bertaraf&lt;/em&gt; ettiler. İktidarın akıl üzerinden değil, hezeyanlar üzerinden sağlamlaştırıldığı sistemlerde, savunma tekniğini beceremeyenler rakiplerini tekmeyle durdururlar. İyi dripling yapamayanlar, topu durmadan birbirlerine paslarlar. Bugün katillerle başlayıp yargının beceriksizliğine kadar bütün yanlışlar, rakiplerini yazarak, çizerek, tartışarak geride bırakamayanların, onları ayağa kalkamayacak derecede ezmekten başka çare görmemelerinden kaynaklanıyor. Maalesef, &lt;em&gt;fikir adamı &lt;/em&gt;olarak iyi top çeviren Dink&amp;#8217;in kabahati (!) de buydu.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;&lt;em&gt;Topu ayağından çalamıyorsan, bacağını kıracaksın!&lt;/em&gt;&amp;#8220; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Silahsız bir insanı -her şekilde savunmasız- yakalayıp öldürmeyi, o muhteşem (!) &lt;em&gt;delikanlılık&lt;/em&gt;larına ve kallavi (!) &lt;em&gt;erkeklik&lt;/em&gt;lerine nasıl sığdırıyorlar ve bununla ne demeye övünebiliyorlar bilmiyorum. Bizim mahalle maçları yaptığımız 80 yılların hemen öncesinde, karşı tarafın da silah gücü vardı. Dün Hrant vurulmuşsa, ertesi gün de sağcı bir yazar vurulurdu. Ancak 12 Eylül darbesi silahlı ve silahsız bütün sol cenahı ezdiği için, artık tekmeye tekmeyle karşılık verecek bir defans oyuncusu yok. Ancak karşılarındaki eksik kadroya durmadan gol atmaların rağmen, en ufak kontratağı bile sindiremeyen bir zihniyet var. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Dink, &amp;#8220;&lt;em&gt;Bu ülkede güvercinleri vurmazlar&lt;/em&gt;&amp;#8221; diye düşünerek yanılmıştı. Zira bu ülkenin büyük bir çoğunluğu zihniyet olarak, kıç ceplerinde sapanla, aşağı mahalleye maç yapmaya giden kavgacı veletler oldukları günlerini aşamamışlar. Üstüne üstlük, arlanmadan, terbiyesizliklerini &amp;#8220;&lt;em&gt;vatanı sevmek&lt;/em&gt;&amp;#8221; yalanının ardına gizliyorlar. Oysa bundan daha acısı, mahalleye dönüşlerinde de, ahalinin onları desteklediğini gösteren pankartlarla karşılanmaları.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;&lt;em&gt;Mahalle sizinle gurur duyuyor!&lt;/em&gt;&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;&lt;em&gt;Aşağı mahalleyi iyi benzettiniz evladım, aferin!&lt;/em&gt;&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bu ülkede tepeden tırnağa, meclisten sokağa, işten eve kadar bir kabadayılık kuralı işliyor. Sana vurana sen de vurmazsan, sizi ayırabilecek bir hakem olmadığından, haşat olana kadar dayak yiyorsun. Ya kavga etmeden, edebinle maç yapmanın yollarını araştıracak ve yukarı mahalleyle maçlara hakem bulmayı deneyeceksin ya da geçmişte olduğu gibi şiddete şiddetle karşılık vermeye, rakibe tekme atmaya başlayacaksın.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ancak şimdilik hepimize, &amp;#8220;&lt;em&gt;Unutmayacağız unutturmayacağız&lt;/em&gt;&amp;#8221; demek daha kolay geliyor. Çünkü, güçsüzüz! Adaletin ideolojik olduğunu biliyoruz. Adaletin siyasi hegemonyayla ve hatta parayla geldiğini de&amp;#8230; Oysa kendi içinde kliklere bölünse de, insan hakları (gelir dağılımı adaleti, azınlık hakları, vb. her şey dahil olmak üzere) paydasında buluşan bir siyasi görüşün ceza mahkemelerinde de, polis kuvvetlerinde de temsilcisi yok. Gariban evladı gariban!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Önyargı ve nefretle dolu, eğitimsiz bir kitlenin ve onların iplerini elinde tutanların karşısında ne kadar mı şans var?&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Fazla değil, ama denemeye değer!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Çünkü &lt;em&gt;Aşağı Mahallenin Hrant&amp;#8217;ı, &lt;/em&gt;ne pahasına ve hangi araçlarla olursa olsun maçı kazanayım derdinde olmadığından hayatını kaybetti.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;Yukarı Mahalle ile yapılan maçı, ölümüne kazanmanın ötesinde, iki tarafın da keyifle ve mutlulukla yaşayacağı bir deneyime dönüştürmek için&amp;#8230;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;br/&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/2810959556</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/2810959556</guid><pubDate>Tue, 18 Jan 2011 15:47:00 +0200</pubDate></item><item><title>Yaşlı Martılar Ölmek İçin Nereye Giderler? </title><description>&lt;p&gt;Üsküdar&amp;#8217;dan motora bin. Hava bugünkü gibi güneşli ve sıcaksa üst kata çık, ferah ferah.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Güneşin ışın sektirmece oynayışını izle. Son sekme yeri gözün olsun, acısın biraz gözün.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Sonra genç martıları gör, Boğaz&amp;#8217;ın tazelerini. Neşeyle oynaşıyor olsunlar, mesela. Birbirlerini kovalasınlar, her türün gençleri gibi. Henüz gri tüyler düşmemiş olsun kanatlarına. Haklarıdır elbet; lodossuz, yağmursuz bir günün tadını çıkarmak. Sözün olmasın söyleyecek. Senin lafından anlamazlar zaten.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Dilini bilen, yaşlı martılardır oysa. Daha iyi süzülür onlar havada. &amp;#8220;Açgözlü planörler sizi!&amp;#8221; de, içinden gülümseyerek. &amp;#8220;Nereye gittiniz lan, şerefsizler sizi?&amp;#8221; diye sevimlilik yap kendine.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Karaköy&amp;#8217;de balıkçıların tepesine tünemiş üç beş tane vardır. Kesin vardır! &amp;#8220;Muhitini belledim oğlum, gagana sıçarım!&amp;#8221; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Haydarpaşa&amp;#8217;da dalgakıranda kış güneşinin tadını çıkaranlar da&amp;#8230; Onların da kemiklerine iyi gelir değil mi güneş banyosu yapmak? O kadar yıl, bir kaç lokma ekmek için vapurların peşi sıra, Eminönü senin, Adalar benim uçup durmaktan yorulmuşlardır elbet. Kiminin romatizması azmıştır; kimisi götünü tutamıyordur. (Kafana sıçtıkları için kızıyordun değil mi? Bak hakikat ne kadar başka oysa!) Menapoza girenlerinde kemik erimesi başlamıştır belki; güneş banyosu gerekli işte!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Tuhaf, yıllardır İstanbul&amp;#8217;dasın, ama hiç ölü martı görmedin.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Gördün mü harbiden?&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ben de onu diyorum işte: Görmedin!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Eminönü alt çarşılarındaki tavuk dönerleri bir kenara koy da, yanıt ver:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yaşlı martılar ölmek için nereye giderler?&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/2415659082</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/2415659082</guid><pubDate>Wed, 22 Dec 2010 15:26:25 +0200</pubDate></item><item><title>Martı Canatan'ı Takdimimdir</title><description>&lt;p&gt;&amp;#8230;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;Hikâyenin öte tarafına geçecek olursak; Martı Canatan’ın aynı adı taşıyan büyük büyük büyük dedesi İstanbul’un işgali sırasında İngilizlere karşı mücadele etmiş, İstanbul’dan Anadolu’ya gizlice istavrit ve midye taşınmasına yardımcı olmuştu. Ancak bir gün öfkesine yenik düşüp, yüksek rütbeli bir İngiliz subayının kafasına sıçmış; kızıl kafalı subayın revolverinden çıkan kurşunlar yüzünden ağır yaralı olarak kaldırıldığı Cibali Tütün Fabrikası’nın çatısında hayata veda etmişti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;Martı camiasında sömürgeciliğe karşı çıkışın sembolü hâline gelen atanın hatırasını yaşatmak isteyen anne baba, çocuklarına bu adı vermişler; ancak ondan tuhaflıklarla dolu hareketlerinden başka bir şey görememişlerdi. Canatan, Haliç martıları arasında, acayip tavırları yüzünden, gagayla gösterilen bir budalaydı.  Bir grup martı Haliç’te, gün geçtikçe sayıları azalan istavritlere dalarken, birden bu kanatlının göğe diklemesine uçma denemeleriyle dikkatleri dağılır; bir ok gibi çıkışının ardından yine bir ok gibi denize düşüşünü izlemek uğruna tek lokma balıktan olurlardı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;Bundandır ki analar yavrularına onu gösterip, “&lt;em&gt;Bak, sakın şu salak gibi olma!&lt;/em&gt;” diye öğütlerlerdi. Hepsi için Canatan, bırak büyük büyük büyük dedesinin namını doldurmayı, martıların rezil eden yüzkarasının tekiydi. Onun yüzünden civarın kargaları, kumruları, hatta serçeleri martılarla dalga geçerler; her fırsatta bu aptalın kendi türlerinden olmamasından duydukları memnuniyeti dile getirirlerdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;Tabii ki hiç birisinin, yani yukarı doğru dimdik uçmayı denememişlerin, bilmediği bir keyif vardı: Bu da, daha sonra &lt;em&gt;Canatan Sarhoşluğu&lt;/em&gt; adıyla anılacak olan, baş dönmesine bağlı bir esrime duygusuydu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;İşin ayrıntılarını anlatmayacağım, ancak özetle bu biyolojik gerçeği şöyle ifade edebilirim: Bir kuşun yeryüzüyle dik açı yapacak şekilde kanat çırpmayı becermesi, atmosferden kurtulurcasına yükselmesi ve kanın beyni yerine kuyruğuna gitmesi demektir. Bu çıkışı beceren kanatlı, bir süre sonra uçuşun tepe noktasına ulaşır ki, o anda bütün kan kıçına dolduğu için kafası kuru bir ceviz ağacına asılı boş bir ceviz gibi kalır. Sonra aynı açıyla aşağı inme eylemi başlar ki; götte biriken onca kan, çok kuvvetli bir biçimde beyne hücum eder. İşte o zaman türlü oldukça güçlü hayaller ve hayallerin ötesinde sanrılar görülür.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;Ancak o zamanlar, akıllı geçinen diğer martılar bu kafa yapma yolunu bilmediklerinden, Canatan’ı işe yaramazın, beceriksizin, kelimenin tam anlamıyla hödüğün teki olarak görmüşlerdi.  Diğer kuşların, özellikle de muhteşem âşıklıklarıyla nam salmış kibirli kumruların dilinden sakınmak için Canatan’ın ortadan kaybolmasına karar verdiler. Onu Haliç’te öldüremeyeceklerini bildiklerinden akıllıca bir plan yapmaları gerektiğini biliyorlardı. Günler geceler boyunca türlü kumpaslar üretip birbirleriyle paylaştılar. En nihayetinde onu şehirden uzaklaştırmak, daha doğrusu ondan tamamen kurtulmak adına, ucuz bir oyun tertip etme konusunda uzlaştılar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;O dönemlerde Boğaz’ın kirlenen suyundan dolayı balıklar bu dar akıntıya girmez olmuşlar; balıkların suyunu çekmesiyle martı cemaati için lânet bir kıtlık baş göstermişti. Yarım akıllı üçkâğıtçı martılar bizim saftirik Canatan’a, kıtlığın geçmesi için içlerinden birinin güneye, Yüce Martı Krallığı’na gitmesi ve oradaki bilgelik hazinesini bulup şehre getirmesi gerektiğini söylediler. Ancak bu sayede Boğaz’ı, denizin pisliğinden dolayı vuran kıtlık bitecek; Şehr-i İstanbul’a yeniden huzur gelecekti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;Çok şaşırtıcı olmayacak belki, ama bu destansı görev için bir tek aday vardı: Hayatını özgürlük için hiçe saymış, kahraman Canatan’ın büyük büyük büyük torunu, Martı Canatan!&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&amp;#8230;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/1304660542</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/1304660542</guid><pubDate>Wed, 13 Oct 2010 10:38:00 +0300</pubDate></item><item><title>Neden Adam Olamadım?</title><description>&lt;p&gt;&amp;#8220;Anlat bakalım, neden adam olamadın sen?&amp;#8221; diyor, sırıtarak.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Eski bir tanıdıkla Nevizade&amp;#8217;de rakı masasındayız. Yok yok, yalan atmış olmayayım; Galata Köprüsü&amp;#8217;nün altında bir lokantadayız. Köprünün Boğaz&amp;#8217;a bakan tarafında&amp;#8230;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Karşı kıyıdaki evlerin aydınlık salonları, insanın aklına misafirliğe gelecek; Salacak sahilinde ilerleyen arabaların farları göz alacak kadar berrak bir gece. Boğaz desen, yar koynu gibi temiz ve canlı! Hani o rengarenk kıpırtıya sokul da, günün tası kafanda atana dek mışıl mışıl uyu! &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Münasebetsizlik yapabileceği bütün zamanlar torbaya girmiş gibi, bunu şimdi soruyor. Hırtlık değil mi; Boğaz bu kadar güzel, lokantanın masaları bu kadar kalabalıkken, kalkmış adam olamamamı deşiyor.  &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Hatırladığım kadarıyla gayet parlak bir öğrenciydin. Öğretmenlerin senden ümitliydi. &amp;#8217;Bu çocuk adam olur han&amp;#8217;fendi!&amp;#8217; diyorlardı annene.&amp;#8221; Sesi çoğunlukla olduğu gibi müstehzi.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Adam olamadığımı nereden çıkarıyorsun?&amp;#8221; diye soruyorum. Aslında sormuyorum, yanıtı biliyorum. Hatta o an etrafımızdaki masalarda oturan herkes biliyormuş gibi geliyor.  Görünüşte kendi aralarında gülüp eğleniyorlar, ama bu sosyal maskenin altında, geçmişimde yitip giden her ümidi duymak için gizli gizli bizi dinliyorlar, bizi gözlüyorlar. Kızarıyorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Evin araban, karın kızanın, bankada paran, kankayla aran yok!&amp;#8221; diyor, ağzına attığı pilakiyi şapırdata şapırtada tıkınırken.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Bunlar mıdır, adam olmanın emareleri?&amp;#8221;   &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Değil mi?&amp;#8221; Bir pilaki postası daha.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;E hadi bunları geçelim; &amp;#8216;Ha yazdım, ha yazıyorum!&amp;#8217; deyip durdun. Netice? Kuşadası&amp;#8217;ndaki otellere tanıtım katalogu ile para kazan, onu iki blog yazmak için zamanını heba ederken ye!&amp;#8221;   &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Çok konuşuyorsun, ama boş konuşuyorsun!&amp;#8221; diyorum, meymenetsiz suratına pis pis bakıp. &amp;#8220;Çalışıyorum işte, hayatımı yoluna koymak için çabalıyorum!&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Rakısından bir yudum alıp sırıtıyor. Şanssız bir barbunya tanesi ezilip dişine yapışmış. o an bu bana komik geliyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Haksız mıyım ama?&amp;#8221; diyor. &amp;#8220;Memleketteki durumu sen biliyorsun, buradakini de ben! Yaşlanınca ne götüm olacağını da Allah bilir! Ben ısmarlamasam, bu kıçıkırık meyhaneye gelip rakı içecek kadar bile paran yok!&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Tebessümüm boğazımdan kalıyor:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Hiçbir şey göründüğü gibi değil! Hiç kimse de&amp;#8230;&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Hah işte, aynen dediğin gibi! Üniversite sonrasında da fena sayılmazdın bak, iyi görünüyordun!&amp;#8221; deyip gevrek gevrek sırıtıyor. Ahtapot salatasından bir parçayı ağzına atıp gevelemeye başlıyor:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;İyi bir akademisyen olacağına inanan bir kaç hocan vardı, di mi? Şu sanal sosyalleşme meselesinin üzerine gidecektin bak! 12 yıl önce memlekette o konuyu çalışan yoktu; şimdiye alıp başını gitmiş olurdun.&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Tam o sırada köprünün altından floresanları titreşen bir motor geçiyor. Yolcularının yorgunluklarını ta buradan, oturduğum yerden görüyorum. Gün boyunca harcadıkları hayallerin eksi bakiyesiyle evlerine dönüyorlar. Sabahın dumanı üstünde hayallerini savurmak için yarın yine gidecekler işlerine. Ertesi gün ve daha ertesinde de&amp;#8230;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Rakıdan bir yudum alıyorum. Meze tadım zaten çoktan kaçmış.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Bütün arkadaşlarından da önce evlendin, herkesten önce kurdun düzenini. Valla benden söylemesi, sana imrenen çok kişi vardı! Sonra n&amp;#8217;oldu? Ne özel hayatta ne de iş hayatında tutturabildin! Şu yazarlık boku da cabası&amp;#8230; Bari bi&amp;#8217; çocuk yapsaydın! Şu anda 7-8 yaşında olurdu.&amp;#8221; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Orada canıma tak ediyor. Tebessümüm gibi rakıyı da mı boğazıma dizeceksin be pezevenk!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Tam orada dur, bakalım!&amp;#8221; demek istiyorum ama ağzımdan, &amp;#8220;Kapatsak bu mevzuyu?&amp;#8221; lafı çıkıyor. Bunu dedikten sonra, aslında sesimin yalvarır gibi çıktığını fark ediyorum. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Fakat beriki laftan anlamaya pek hevesli değil; üsteledikçe üsteliyor:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Hadi hadi itiraf et; tek mesele tembellik değildi di mi? İçine çöreklenmiş bir şey var; bir delilik, bir hezeyan, bir şüphe! Hadi lan, uzatma işte; insan psikolojisinden anlarım ben!&amp;#8221; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Aha, zorladın zorladın becerdin işte: Yine bir parlama var. Bunun olmasından korkuyordum ben de; sonu şuursuzlukla bitecek bir fişeğin ucunu yakmandan! Huzur içinde Boğaz&amp;#8217;ı seyredip, iki yudum rakı içerken olacak iş mi? Sanki rakı yerine benzin içmişim bütün gece, sanki tüm organlarım gaza bulanmış!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Midemde başlayan yanma dört yanıma yayılıyor; bir anda bedenimi ele geçiriyor.Beynim paralanmış, dilim uyuşmuş; ama ellerim sağlam.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Belimden kırkbeşliğimi çıkarıp, iki el sıkıyorum imansızın göğsüne!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Tak tak inliyor Boğaz; martılar bağırmayı kesiyor; motorlar stop ediyor; lokantadakiler korkudan donuyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Oturduğu sandalyeyle beraber arkaya düşüyor, hergele; cansız bedeni yere yığılıyor!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Hızımı alamayıp ayağa kalkıyorum, Allah yaratmış demeden tüm şarjörü üstüne boşaltıyorum. Her patlamada onun leşi titriyor; benimse ellerim&amp;#8230; Ama güzel, çok güzel: Alev diniyor!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Silahı masaya, rakının yanına koyup oturuyorum. Bana ve yerdeki cesede bakan müşterileri umursamadan şef garsonu çağırıyorum. Büyük bir nezaketle, hızlıca yanıma doğru seğirtiyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Buyurun efendim!&amp;#8221; diyor gülümseyerek.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Şu pisliği temizler misiniz? Bi&amp;#8217; de masada haydari eksik, haydari istiyorum! İçine kekik de atın, olur mu?&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Tabii ki abicim!&amp;#8221; diyor. Ancak içeriye talimat vermek yerine, öte yanıma dolaşıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Silahı rakının yanından alıyorum abi, rakın ısınmasın!&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Başımla memnuniyet dolu bir &amp;#8216;Eyvallah&amp;#8217; çekiyorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Silahı masanın öteki ucuna koyduktan sonra eliyle komiye bir işaret çakıyor:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Evladım şu kovanları topla hemen! Ali&amp;#8217;yi de çağır, temizleyin şurayı! Hadi, hadi ama, çabuk!&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;İlk komi, az sonra yanında Ali ve başka bir garsonla geliyor. Garson kovanları toplarken; ilk komi ve Ali yerdeki cesedi alıp demir korkuluğa kadar taşıyorlar. Ikına sıkına havaya kaldırıp korkuluğun öte yanına, Boğaz&amp;#8217;ın sularına fırlatıveriyorlar. Ardından ilk komi hemen koşup masaya geliyor; kenara bıraktığı paspasla yerleri temizliyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Keyfim yerine geliyor, tek dikişte dipliyorum rakıyı. Sağdan soldan kovanları toplayan kaknem garsonun eli karşımdaki servise uzanıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Dur!&amp;#8221; diyorum. Saf saf yüzüme bakıp kalıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Servisi kaldırma, o şerefsiz yeniden gelecek! Bin kez vurmama rağmen gelip bu geceyi de zehir ettiğine göre, yine gelecektir di mi?&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Valla bilmem abe! Sen öyle diyosan&amp;#8230;&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Gözü boşalmış kadehime takılıyor. Hızlıca şişeye uzanıp tek hamlede kapağı açıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&amp;#8220;Rakını tazeleyim abe! En azından arkadaşın gelene kadar keyfini çıkar!&amp;#8221;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Gülümsüyorum: Haklı kerata!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yanı başımda, daha önce hiç olmadığı kadar canlı uzanan Boğaz&amp;#8217;a bakıyorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Rakımdan bir yudum alıyorum.&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/1262110587</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/1262110587</guid><pubDate>Thu, 07 Oct 2010 15:18:00 +0300</pubDate></item><item><title>Yatay Çizgili Tişört Adamları (YÇTA)</title><description>&lt;p&gt;Kapitalist moderleşmenin en kallavi başarılarından birisi; gizli bir kast kültürü dahilinde içiçe yaşayan, ama birbirine değmeyen toplumsal tabakaların varlığını, her şey yolundaymış gibi örtebilme becerisidir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Gelenegüzel toplumlarda maraba ile toprakağası arasındaki ayrım oldukça belirgindi. Birbirlerine dokunmamaları, temel kurallardan birisiydi. Ancak seve seve modernleşirken ortaya çıkan demokrasi ve evrensel insan hakları kavramları, kimi zaman sınıf algısı konusunda bir yanılsama yaratmada kullanıldı. &lt;em&gt;Fırsat eşitliği&lt;/em&gt; söyleminin, &lt;em&gt;kursak eşitliği &lt;/em&gt;anlamına gelmediği, pek de altı çizilen bir denksizlik değildi. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Antalya&amp;#8217;ya yaptığım son iki ziyaret, tam da yukarıda andığım konunun giyim modası alanındaki bir örneğini iyice bellememi sağladı. Madem İstanbul&amp;#8217;un sözde-entelijensiyası postmodern sınıf(sız)landırmalara çok meraklı, o zaman işte size yepisyeni bir sınıf modeli: &lt;em&gt;Yatay &lt;/em&gt;çizgili tişört giyen adamlar! (Feministlere uyarı: YÇT kadınlarının varlığı anlamlı bir yüzdeyi geçmiyor.) &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Modayı seven ve takip eden bir insan değilim. Hatta kendisiyle, &amp;#8220;kedi endamı sergileyen güzel avrat görek la!&amp;#8221; düzeyinde bile ilgilenmiyorum. Ancak İstanbul&amp;#8217;da moda-guruları-patronların-rüküş-karılarına-artı-değeri-nasıl-savuracaklarını-öğretiyor-gecesi yapılırken, varlıklarını en az 30 yıldır aynı tişört modelini giyerek sürdüren YÇT adamları için &lt;em&gt;Feşın Tivi Sıpeşıl: Dı Mahalle Pazarı&lt;/em&gt; türünden bir programın yapılmaması beni üzüntüye gark ediyor!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Evet, içinizden bazıları, &amp;#8220;I see YÇT people!&amp;#8221; türünden bir kaygıya kapılıp, Amerikan filmlerindeki palyoçadan-korkan-kahraman-klişesini memleket sınırları içinde yaşmaktan keyif alıyor olabilir.   &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Oysa mahalle pazarından tişört almak, bünyede yepyeni heyecanlar ve tatlar açan, şehvetengiz bir eylemdir. Oradan bir kez YÇT aldınız mı, bir daha bu alışkanlıktan kurtulamazsınız. Bundan sonra hayatınız YÇT Adamı olarak geçecek demektir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bu durumu daha iyi anlamak ve YÇT Adamları&amp;#8217;nın güzelliğini belirgin bir şekilde görebilmek için aşağıdaki mini bir albüme bir göz atmanız yeterli olacaktır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;(Blogun bundan sonrasında göreceğiniz fotoğraflarda YÇT Adamları&amp;#8217;nın yüzleri, onların güvenliklerini tehlikeye atmamak adına maskelenmiştir.)&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;img src="http://media.tumblr.com/tumblr_l9k13aMxJe1qckfdc.jpg"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;En modadan anlamayanımız bile dikey çizgilerin insanı daha zayıf göstereceğini, yatay çizgilerin ise (halihazırda göbekliyken) kişiyi daha da şişman göstereceğini bilir. Ancak YÇT Adamları&amp;#8217;nın tekinsizlikleri de buradan kaynaklanır zaten: Göbeği ve şişman görünmeyi önemsemeden, YÇT giymeye devam eder; hatta buldukları her şeyi de sol memelerinin üstündeki ufacık cebe tıkıştırırlar. Bu estetik kayıtsızlık, rahat ve sağlıklı bir bünyenin göstergesi olmakla beraber; YÇT adamlarının her şeye kalpten yaklaştıklarının da simgesidir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;img src="http://media.tumblr.com/tumblr_l9k176WFbi1qckfdc.jpg"/&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Fakat, kimsenin onları YÇT giydikleri için bilinçsiz addetmeye hakkı yoktur! Çünkü onlar hayatın her alanında kendilerine güvenip, iradelerini açıkça ortaya koyarlar. Rahat bünyeleri, gerekli zamanlarda sorumluluk alma cesaretine de haizdir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;img src="http://media.tumblr.com/tumblr_l9k1bxiAje1qckfdc.jpg"/&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bu özgüven sadece politik arenada değil, modayı takip gibi kültürel alanlarda da kendini belli eder. Kalın çizgiyi tercih edenler; az sayıda konuda çok yoğun bir özgüvene, ince çizgiyi tercih edenlerse çok konuda daha az bir özgüvene sahiplerdir. Dönemsel halet-i ruhiyelerine göre çizginin kalınlığı değişse de; sezon sonu itibariyle toplam özgüven miktarında bir değişme olmaz! Çünkü onlar çizgilerinden asla ödün vermezler.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;img src="http://media.tumblr.com/tumblr_l9k47wYSPy1qckfdc.jpg"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bundan dolayıdır ki; on yıllar boyunca YÇT Adamları varlıklarını korumuş, bilgilerini ve tişörtlerini bir sonraki nesle aktarmayı başarmışlardır. Bu toplumsal yeniden üretim, onların daha çok uzun yıllar varolmaya devam edeceklerinin göstergesidir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;img src="http://media.tumblr.com/tumblr_l9k1egp1FB1qckfdc.jpg"/&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Neredeyse bir üniforma (hatta süper kahraman kostümü) gibi taşıdıkları YÇT ile, pek çok ortak özellik gösteren, kendi başlarına bir sınıf görüntüsü çizerler. Arada ufak farklılıklar bulunsa da, farklı bölgelerden olmalarına karşın şaşırtıcı bir şekilde aynı modayı sürdürmeyi başarırlar.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;img src="http://media.tumblr.com/tumblr_l9k1guIqfF1qckfdc.jpg"/&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Her ne kadar nesilleri tükenme tehlikesi altında olmasa da, üzerine yeterince eğilinmeyen, haklarında antropolojik ve sosyolojik araştırma bulunmayan bu grup, sessiz bir şekilde yaşamayı sürdürmektedirler. YÇT Adamları üzerine bir master tezinin dahi bulunmaması, ülke sınırları içindeki akademyanın içler acısı halini ortaya serer.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Hadi bunu geçtik; hal böyleyken, Merter&amp;#8217;deki konfeksiyon atölyelerinin ve Nişantaşı&amp;#8217;ndaki moda evlerinin bu konunun üzerine daha ciddi bir şekilde eğilmelerinin zamanı gelmedi mi?&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;br/&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://serefsizmarti.com/post/1214951649</link><guid>http://serefsizmarti.com/post/1214951649</guid><pubDate>Thu, 30 Sep 2010 13:14:00 +0300</pubDate><category>tişört,</category><category>pazar,</category><category>antalya</category><category>moda</category></item></channel></rss>

